İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
İsmailağa Kürsüsünden – Ekim 2017 İsmailağa Kürsüsünden Full view

İsmailağa Kürsüsünden

İsmailağa Kürsüsünden – Ekim 2017

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ     بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينْ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلَهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينْ
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَنْ يَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاتَّقُوا اللهَ وَعَلَى اللهِ فَلْيَتَوَكَّلْ الْمُؤْمِنُونَ

Cemât-i müslimîn ihvan-ı dîn.
Okuduğum ayet-i kerîmede Mevlâmız (celle celâluhû) şöyle buyuruyor: (يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا) Ey iman etmiş kullarım (اُذْكُرُوا) Yâd edin, zikredin, müzakere edin, hatırınızdan hayalinizden hiç çıkartmayın. (نِعْمَةَ اللهِ) Allah Teâlâ’nın nimetini (عَلَيْكُمْ) üzerinizdeki nimetini. Hiç gözünüzden, gönlünüzden, hayalinizden çıkartmayın. Bu nimeti zikredin. Bu nimeti anın. Allah Teâlâ’nın üzerimizdeki nimetini dinleyin. Bunun müzakeresini yapın.

Allah Teâlâ’nın sayılamayacak nimetleri var. Mevlâ’nın nimetleri sayılamaz. Onun için bütün nimetleri kıymetlidir. Lakin hususen, özellikle şu nimetimi hiç unutmayın. (إِذْ) Hani bir vakit bir zaman geçirdiniz ya! Ne oldu? (هَمَّ قَوْمٌ) bir topluluk, bir örgüt, bir kesim istedi, kastetti, teşebbüs etti. (أَنْ يَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ) Ellerini, ellerindeki silahları, ellerindeki imkânları size doğrultmayı, size çevirmeyi ve o silahlarla, imkânlarla sizi esir almayı istediler. Bir topluluk sizin dininizin, vatanınızın düşmanı olan bir topluluk, size el uzatmak istedi, size ellerindeki silahlarla saldırmak istedi. Saldırdılar da ama (فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ) Onların ellerini, onların ellerindeki silahları, ellerindeki imkânları size karşı kullanmaktan Allah Teâlâ onları engelledi. Burası çok mühim. Allah Teâlâ onları sizden defetti. Size dönen namluyu Cenâb-ı Hak onlara çevirdi.1

Bir başka ayet-i kerimesinde buyuruyor Cenab-ı Hak: (فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ) Ey Rasûlüm, ey kulum onları sen öldürmedin. Lakin Allah Teâlâ onları öldürdü. (وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ) Attığın zaman hemde hedefi on ikiden vurduğun zaman, aslında sen atmadın. (وَلَكِنَّ اللَّهَ رَمَى) Allah attı.2 Çünkü seni yaratan Allah! Sana o anlayışı, o beceriyi veren Allah! Kolunu kaldırtan, kolunu kullandırtan, koluna kuvvet veren Allah Teâlâ.

Ey Müslümanlar işte bu nedenle Allah’ın nimetini hatırlayacağız. Allah’ın nimeti, Rabbimizin bir nimeti olduğunu konuşacağız. Allah diyeceğiz, şımarmayacağız. Taşkınlık yapmayacağız. Haddimizi hududumuzu bileceğiz. Kulluğumuzu bileceğiz. Sahip olduğumuz başarının Allah’tan olduğunu unutmayacağız ve oyun, eğlence, davul zurna değil, şükür halinde olacağız. Nimetlerin, imkânların, zaferlerin, başarıların Allah’tan olduğunu bilen insanlardan olun. Kendinizden bilmeyin. Bizim neyimiz var, bir şeyimiz yok.

Yine Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: (وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ) Yardım ancak Allah’tandır.3

Bir başka Ayet-i Kerime’de (إِنْ يَنْصُرْكُمُ اللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ) Eğer Allah Teâlâ size yardım ederse, sizi yenecek yoktur.4 (وَإِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذِي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِهِ) Allah Teâlâ sizi yardımından mahrum bırakırsa size kim yardım eder?5 Etse kaç yazar.

Onun için ilk okuduğumuz ayet-i kerimenin devamında Allah Teâlâ şöyle buyuruyor (وَاتَّقُوا اللهَ) Ey mü’minler Allah’tan korkun. Takvâ üzere, edep üzere olun, şımarmayın, azmayın, isyana yani kendi başarılarınızı kutlama adına isyana, günaha asla düşmeyin. Allah Teâlâ’nın başınıza bir felaket getirebileceğinden korkun ve belalarla karşılaşmamanın gereğini yapın. (وَعَلَى اللهِ) Yalnız Allah’a (فَلْيَتَوَكَّلْ) dayansın, tevekkül etsin (الْمُؤْمِنُونَ) inananlar. Yalnız Allah’a tevekkül edeceksin. Ama vesile olanları, onları da takdir edeceksin, tebrik ve teşekkkür edeceksin. Yani bir başarı veya birinden gelen yardım sebebiyle şımarma, azma, isyan noktasına asla gelinmemelidir.
Okuduğum hadis-i şerifte de Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor:

إِنَّ المُؤْمِنَ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا وَشَبَّكَ أَصَابِعَهُ

(إِنَّ المُؤْمِنَ لِلْمُؤْمِنِ) Mü’min mü’min için neye benzer? Yani durumları ne gibidir? Bir binanın duvarının taşları gibidir. Şu taşlar, şu binanın köşesindeki taşlar oraya konulduğundan beri birbirine katlanıyor ve taşıyor. O taşlardan hiç birisi “niye üstümdesin, niye altımdasın, çık üstümden, geç altımdan” demiyor. O taşlardan hiç birisi “bezdim buradan, çıkayım buradan” demiyor. Oraya konulduğu günden beri duruyor. Böylece de cami ayakta duruyor. Eğer bu taşlar vazifelerinden bezseler, bıksalar o zaman bina çöker. Mü’min mü’mine katlanacak çare yok. Şu bina ayakta dursun istiyorsan taşlar yerinde duracak. Taşlar yerinden oynayınca bina çöktüğü gibi İslam toplumu da çöker. Müslümanlar bir binayı oluşturan taşlar gibi birbirine, kenetlenecek diyorum.

Bu taşlar evvelden kurşunlarla birbirine bağlanıyordu. Şimdi çimento ile bağlanıyor. Her tarafından çimentolanıyor, bir taş öbürüne o öbürü öbürüne, dolayısıyla koca bir duvar yekpare oluyor. Mü’min mü’mine katlanacak. Çekeceğiz birbirimizin derdini. Tahammül edeceğiz birbirimize. Eğer tahammül etmezsek İslam binası çöker.

(إِنَّ المُؤْمِنَ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ) Bir mü’min diğer bir mü’minle, mü’minler birbirileri ile binanın duvarındaki taşlar gibi (يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا) onlar birbirlerini şiddetlendirir, kuvvetlendirir. Birbirlerine destek olur, birbirini tutar.6 Alttaki taş üsttekini tutar, üstteki alttakinin üstünde durur, böylece bina olur. Ama alttaki “yeter bezdim çık üstümden, geç üstümden derse” olmaz, bina çöker.

Ey Müslümanlar! Birbirimize katlanacağız, hem de seve seve. Seve seve, zevkle ve şevkle birbirimizin kahrını, birbirimizin derdini çekeceğiz.

Ey Müslümanlar! Çare yok, bu şekilde yaşayış işte cenneti sana kazandıracak. Cennet yağma dağıtılmıyor, bedel istiyor. O bedel mü’mince yaşamaktır.

1  Maide Sûresi: 11.
2 Enfal Sûresi: 17.
3 Ali İmran Sûresi: 126.
4 Ali İmran Sûresi: 160.
5 Ali İmran Sûresi: 160.
6 Buhari, Mesacid: 54, No: 467, 1/182. Müslim, Birr ve’s-Sıla: 65, No: 2585, 4/1999