İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
Hikmet Damlaları – Aralık 2017 Hikmet Damlaları Full view

Hikmet Damlaları

Hikmet Damlaları – Aralık 2017

أَعُوذُبِاللّٰهِمِنَالشَّيْطَانِالرَّجِيمِ   بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِالرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُلِلَّهِالَّذِيهَدَانَالِهَذَاوَمَاكُنَّالِنَهْتَدِيَلَوْلَاأَنْهَدَانَااللَّهُلَقَدْجَآءَتْرُسُلُرَبِّنَابِالْحَقِّ
صَلوُّا عَلىٰ رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.
صَلوُّا عَلىٰ شَفِيعِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.
صَلوُّا عَلىٰ طَبِيبِ قُلُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.

Mü’minûn Sûresi 60. Âyet-i Kerime
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمْ

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ

Rabbimiz (celle ve alâ) buyuruyor:
اُدْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ

“Bana dua edin, size icabet edeyim.”1 Ayet’i kerimenin devamında:

إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي
سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ

“Muhakkak o kimseler ki bana ibadetten kibirleniyorlar, yakında zelil oldukları halde Cehenneme gireceklerdir,” buyruluyor.
Sure-i Alâk’ta ise:

كَلَّا إِنَّ الْإِنْسَانَ لَيَطْغَى أَنْ رَآهُ اسْتَغْنَى

“Asla doğru değil! Elbette insan azar, tuğyan eder. Azgınlığı da şu: Kendini ihtiyaçsız bilir.”2
İşte kulun böyle zannetmesi, böyle bilmesi, malım, mülküm, dünyalığım bana yeter, beni kurtarır diye inanması, tuğyanıdır. Böyle azmaktan, tuğyan etmekten Allah’a (celle celâluhû) sığınırız.
Firavun’u, Karun’u, Haman’ı, Nemrud’u, Ebu Cehil ve arkadaşlarını; belâlara sürükleyen hep bu tuğyanları, Allah’a (celle celâluhû) karşı kendilerini ihtiyaçsız zannetmeleri idi. İbret almak, inceden inceye düşünmek gerek.
Evvelkilerin başlarından geçenleri duymak ve onlardan ibret alabilmek, ayrıca Mevlâ Teâlâ’nın bir lütfu ve rahmetidir.
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından:

أُمَّتِى هَذِهِ أُمَّةٌ مَرْحُومَةٌ

“Benim ümmetim, rahmet olunmuş bir ümmettir,”3 buyrulması da buna işarettir. Bu ümmet ahir zamanda gelmekle, kendinden evvel geçenlerden ibret almıştır. Onların hallerini, Kuran-ı Kerim’de devamlı olarak okumakta ve görmektedir.

“Akıllı o kimsedir ki komşusunun ölümünden vaazlanır, ibret alır.”4 Komşum öldü, dünya bana kaldı deyip gaflet etmez. Bilakis; Bu gün komşumda olan, yarın banadır der ve ibret alır, hazırlık yapar.

Mademki bizden önce geçen ümmetlerin iyilik yapanları, dünyevi ve uhrevi nimetlere mazhar oldular. Kötülük yapanları ise, Kur’an-ı Kerim’in ve hadis-i şeriflerin beyan ettiği neticelere, belâlara düçar oldular; İşte bu, ümmetin rahmet olunmuşluğundandır ki; bunları duyar ve ibret alır. Önce dünyaya biz gelmiş olsaydık da ibret alacağımız kıssaları duymasaydık, elbette aldanır, Mevlâ Tealâ’nın kahrı altında ezilirdik. Bizi son olarak yaratması, bizim için her bakımdan kıymetli oldu, rahmet oldu.

Şimdi mevzûmuza gelelim:

Biz o insana o kadar iyilik yaptığımız halde;

فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ

(فَلَا اقْتَحَمَ) Halbuki o giremedi, kendini dâhil edemedi. (İktiham) zor işe girmek, zor işe katlanmak demektir. (الْعَقَبَةَ) Akabe’ye, yokuşa, nefse ağır gelen şeye.5 Akabe; yokuş, dağ yolu, zorla gidilen târik-yol demektir. Ama burada; nefse ağır gelen bazı ibadetler ve ameller demektir ki sonraki ayet-i kerimeler zaten bunu açıklıyorlar.

وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ

“O sarp yokuşun ne olduğunu sana ne şey bildirdi.”6 Onu sana ancak ben bildiriyorum.

فَكُّ رَقَبَةٍ

“O, bir köle azad etmektir.”7

أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَة

“Yahut şiddetli bir açlık (kıtlık) gününde yemek yedirmektir.”8

Mesğabe; masdar mîmi’dir, zorlukla beraber aç olmak manasındadır.

İşte bu işler ve buna benzer işler yokuştan yukarıya çıkmak gibi zordur. Yoksa doğrudan doğruya yokuşa tırmanmak değildir. Bunlar nefsi emmareye zor gelmekte, en dik yokuştan daha zordur. Bunu daha iyi anlamak için misâl verelim:

Çok zaman duyarız; Bazı kimseler kız veya oğlan evlendirirken, acayip otellerde milyonlar harcayarak, haramlar içirerek, haram şeyler yedirerek ve daha nice haramlar işleyerek düğün yaparlar. Çok çok ağır işlere girerler. Fakat bütün bu zor ve külfetli ve hem de günâh işler yapılırken nefis hiç zorlanmaz, ona bu işler hiç de zor gelmez. Ama bir milyonun binde biri değerinde bir köleyi azad etmek veya bir fakiri doyurmak için verilen ise, ona, o nefse çok çok ağır gelir. Bir düğün değil, on düğün yapmaktan bile ağır gelir. Çünkü nefsi emmare şerden razıdır ve yorulmaz, hayırdan ise razı değildir ve ondan çok yorulur.

İyi kullar bundan müstesnadır.

إِنَّ الْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا

Muhakkak ebrâr (iyi kullar) Cennette katığı kâfur olan dolu bir kâseden içerler.9

عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا

Kâfur öyle bir gözedir ki: Ondan Allah Tealâ’nın (muttekî) kulları içer ve onu (diledikleri tarafa) kolaylıkla akıtı verirler.10

يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُ مُسْتَطِيرًا

Onlar (muttakîler) nezirlerin (adaklarını, vermiş oldukları sözleri) yerine getirirler. Ve şerri etrafa yayılıcı olan günden korkarlar.11

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا

Yemeğe ihtiyaçları ve iştihaları olduğu halde, veya Allah Tealâ’ya olan sevgileri sebebiyle, miskîn’e, yetîm’e ve esir’e yemek yedirirler.12

إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللَّهِ لَا نُرِيدُ
مِنْكُمْ جَزَاءً وَلَا شُكُورًا

Muhakkak biz size Allah için yediriyoruz, sizden ne bir mükâfat ve ne de teşekkür istiyoruz.13 Yani yapmış olduğumuz bu iyiliklere karşı, sizden mükâfat da murad etmeyiz, teşekkür de murad etmeyiz. Yapıyorsak Allah için yapıyoruz, mükâfatımızı da sizden değil, ondan bekliyoruz derler.

İyiliği sevmeyen varsa da, seven de vardır. Allah Teâlâ (celle celâluhû) Hazretleri bizi sevenlerden eylesin. Amîn!… Sevmeyenleri de, kötü huylardan halâs eylesin. Sevenlere de tam manasıyla sevdirsin. Amîn!…

Fakir fukarayı yedirmeyenler Kur’an-ı Kerim’de şöylece zemmedilirler:

أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ

Gördün mü (Ey Habibim (sallallâhu aleyhi ve sellem)) o kimseyi (Ebu Cehl’i) kendi dini (din gününü – kıyamet gününü) tekzib ediyor (yalanlıyor)?14

فَذَلِكَ الَّذِي يَدُعُّ الْيَتِيمَ

O, kimsedir ki: Yetimi kovuyor,
itip kakarak defediyor.
15

وَلَا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ

Yoksulu yedirmeye de teşvik etmiyor.16 Yani kendi yedirmiyor, bir başkasını da yedirmeye teşvik etmiyor. Belki ona bile engel olmaya çalışıyor.

Böyle insanlar için Sure-i Hâkka’da şöyle buyruluyor:

فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هَاهُنَا حَمِيمٌ

Artık onun için (kitabını sol taraftan alanlar için) burada bir şefkâtli yakın yoktur.17

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ

Ğıslîn’den başka yemek de yoktur.18 Ğîslın Cehennem’in üst derekâtında yananlardan akan kan ve irinden toplanan şeydir ki bu tip insanlar yemek olarak onları yiyeceklerdir.

لَا يَأْكُلُهُ إِلَّا الْخَاطِئُونَ

Onu, yemez ancak günahkârlar (kâfirler) yer.19

Şimdi sohbet ayetimizde geçen köle azat meselesini biraz daha izah edelim: Allah Teâlâ (celle celâluhû) Hazretleri buyuruyor ki; evvelâ benim mülkümde yaşayabilmek için başlıca üç şart vardır. O şartları yerine getirmeyen, bu mülkte yaşama hakkını kaybeder.

(1) Allah Teâlâ’ya ve ahiret gününe iman etmek.
(2) Allah (celle celâluhû) ve Rasûl’ü Muhammed Mustafa’nın (sallallâhu aleyhi ve sellem) haram ettiğini, haram itikâd edip kabullenmek.
(3) Hak dini tatbik etmek.

İşte bu şartları kabul etmeyeni İslâm esir alır. Sonra, bu esirleri azad etmek için teşvik koyar. Her kim köle azad eder, yani hürriyete kavuşturursa, o esirin her bir azasına mukabil, onu azad edenin her bir azası, Cehennemden azad edileceğini Mevla Teâlâ Peygamberi vasıtasıyla bizlere duyurur.

Köle, ya esir olarak, ya hediye olarak veya para ile satın alınarak elde edilir. Erkeklere köle, kadınlara ise cariye denilir. Bu şekilde sahip olunan bir köle veya cariye; onu sahibi azad etmedikçe hür olamaz, eğer habersiz kaçarsa âsi olur. Mevlâ Teâlâ ondan hesap sorar “Niçin efendini bıraktın da kaçtın?” diye.

İslâm hukukunda köle: Mevlâsının (Efendisinin) meşrû hizmetlerini yapmakla mükelleftir, yükümlüdür. Efendisi de ona insanî muamele etmekle mesuldür.

Bir gün Eshab-ı Kiramdan Ebu Zer (radıyallâhu anh) kölesine: “Bilmem neyin oğlu” diye ağır bir lâf söyledi. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hazretleri bunu duyunca Ebu Zer’i (radıyallâhu anh) çağırdı ve O’na şu tenbihi yaptı:

يَا أَبَا ذَرٍّ أَعَيَّرْتَهُ بِأُمِّهِ إِنَّكَ اِمْرُؤٌ فِيكَ جَاهِلِيَّةٌ إِخْوَانُكُمْ خَوَلُكُمْ جَعَلَهُمُ اللَّهُ تَحْتَ أَيْدِيكُمْ فَمَنْ كَانَ أَخُوهُ تَحْتَ يَدِهِ فَلْيُطْعِمْهُ مِمَّا يَأْكُلُ وَلْيُلْبِسْهُ مِمَّا يَلْبَسُ وَلاَ تُكَلِّفُوهُمْ مَا يَغْلِبُهُمْ فَإِنْ كَلَّفْتُمُوهُمْ فَأَعِينُوهُمْ

“Ya Ebu Zer! O’nu (köleyi) annesiyle kötüledin mi? Sen kendisinde cahiliyetten izler kalan bir kişisin! Esirler; Allah Teâlâ’nın sizin elleriniz (emirleriniz) altına koyduğu kardeşlerinizdir. Kim ki elinin altında kardeşi (kölesi) vardır, ona yediğinden yedirsin ve giydiğinden giydirsin. Onlara yapamayacakları işleri buyurmayınız, şayet buyurursanız, onlara yardım ediniz.”20

İslâmiyet’in insana verdiği kıymet ve değere bak! Esir de, hür de, kadın da, erkek de İslâm’da aşağı tutulmaz. Herkesin hukukuna riayet vardır.

En zengin bir erkekle en fakir bir adam aynı safta yan yana kılacak. Reisle, hamal da, süpürgeci de aynı safta omuz omuzadırlar. Hatta önce gelen daha ön tarafa, daha ön safa geçmeye daha layıktır. Velev ki bu önce gelen; fakir olsun, çöpçü olsun, yamalıklı olsun aynıdır.
“İnsanlara durumlarına göre muamele ediniz.”21 Kaidesi de vardır. O da ayrı bir iştir, ayrı bir fen’dir.

Hilâfeti zamanında Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) Şam’ı Şerife giderken bir devesi, bir de kölesi vardı. Yolda, kölesiyle, deveye nöbetleşe biniyorlardı. Bazen kendisi bir fersâh yürür, devenin yularını çekerdi. Bazen de kendisi deveye biner, köle devenin yularını çekerdi. Şam’ı Şerif’e yaklaştıklarında binme sırası kölede idi. Yolda bir dereyi geçmek icab edince, Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) nalınlarını çıkardı, eteklerini topladı, deve yedeğinde, köle üzerinde olduğu halde suyu geçmeye çalışıyordu. Karşılamaya gelen Şam Emiri ve sair devlet ricali: “Ya Emirelmü’minîn! Şam uluları seni istikbâle geliyor. Böyle görürlerse iyi olmaz,” deyince, adaletin tâ kendisi olan Hazreti Ömer (radıyallâhu anh): “Bu sözünle İslâm’a büyük bir darbe indirmiş oldun. Biz mi kendimizi yükseltmiş olduk? İslâm bizi yükseltti. İşte bende şimdi İslâm’ın dediğini yapıyorum. Şam ulularından bana ne!” dedi.

Bir efendi kölesine “Sen azadsın” dese köle derhal azad olur. Veya “Yüz bin lira getirirsen seni azad ederim,” denilen bir köle mükâteb olur ve parayı bulup getirirse azad olur. İşte böyle bir köleyi azad etmek, hürriyete kavuşturmak, nefse yokuş gelir. Velâkin bir nefsani düğünde milyonlar harcamak bize zor değil, yokuş değil, düz ve kolay gelir. Elhamdülillah; Allah dostlarına bu yokuşlar düz, düşmanlarına düzler yokuş oluyor.

يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ

 “(Akabe) Karâbet sahibi olan yetime” yemek yedirmektir, yardım etmektir.22

أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ

“Veya toprak sahibi yani fakirliğinden topraklar üzerinde yığılan, serilip kalan yoksula (yardımdır.)”23

Bu gibi insanlara acımak için kuvvetli kalp ister, her insan şöyle dursun, her iman sahibi bile bunu anlayamaz.

ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا
بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ

“Sonra (yani köle azad ettikten, ihtiyaç gününde yakınlık sahibi yetimi, yerlere serilip yığılan miskini, yemek yedirme işini yaptıktan sonra) iman edip de birbirlerine sabır tavsiye eden ve merhamet tavsiye eden kimselerden olmaktır. ”24

Ya Erhamerrahimîn! Ya Erhamerrâhimin! Ya Erhamerrâhimin! Bizleri bu yokuşa, -Akabeye- girip böylece iman edip, sabırla tavsiye eden, merhametle tavsiye eden kullarından eyle! Amîn!…

أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

 “İşte bunlar; Eshab-ı Meymene yani amel defterlerini sağından alanlardır.”25

Şu İslâm’ı daha ilerletebilmek için meşakkatlere (zorluklara katlanmak) icab eder. Bundan sonra İslâm’ı yaşama hususunda daha fazla fedâkârlıkta bulunacağımıza söz vermeliyiz. Ağalık ile, keyf ile bir şey olmaz. Entari dikmekle, piko örmekle, firkete elinde yan gelip yaslanmakla, taranmakla, süslenmekle olmaz bu işler. Süsü düşünüp süse bakanlar, İslâm’a istenilen şekilde hizmet edemezler. Dertli olan insan başkadır. Böyle olanın, süs şöyle dursun, elbise giymeye bile vakti olmaz.

Kur’an ilimlerine âşinâ bazı kız talebeleri duyuyorum ki, cahiller gibi hareket ediyorlar. Ben bundan şahsen çok üzülüyorum. Sanki bu haberler bel kemiğimi kırıyor. İnsanın okuduğu ilim, Kur’an, boğazından geçmeli, kalbine inmeli, o ilim ona rehber olmalı. Amma ne gezer. Güya ilim okuyoruz, fakat ilim bir tarafta, bir vâdide, biz başka bir tarafta, başka bir vâdide! Böyle olmaz!…

Sure-i Şuarâ’da şöyle buyruluyor:

وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Şüphe yok bu Kur’an-ı Kerim; Bütün âlemlerin Rabbisi Allah Tealâ’nın indirdiği kitaptır.26

نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ

O’nu Ruhulemîn (Cebrahil a.s) indirdi.27

عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ

Senin kalbine (indirdi,) tâ ki korkutuculardan olasın.28

Sen kendin korkmazsan, başkasını nasıl korkutursun. Sen ilminle amel etmez, hareket etmezsen, başkasına tesirin nasıl olacak?

İnşaallah bundan sonra talebelerimizden doğru haberler duyarız. Namazlarını huzur-u kalb ile kılmaları, gece namazlarına devam etmeleri, talebeleriyle beraber işrak, kuşluk, evvâbin namazlarını kılmaları haberlerini duymak istiyorum. Tok gözlü olma haberlerini bekliyorum.

Talebeler!… Kafanızda dizmiş olduğunuz ilim incileri size yeter. Başınızdaki o nurlu taç size yeter. Başka bir şey arzunuz olmasın! Alçak dünyaya himmet edenin, neticesi alçak olur. Âli himmet olun!… Yüksek himmetlileri Allah sever.

Sohbetimizin son iki Ayet-i Kerimesi de şöyle:

وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِنَا هُمْ أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ

“O kimseler ki: Bizim ayetlerimizi inkâr ettiler, İşte onlar Eshab-ı Meş’eme, yani amel defterlerini sol ellerinden alanlardır.”29

عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ

 “Onların üzerlerine her tarafı kapanmış bir ateş vardır.”30

Mu’sade: Kilitlenmiş, kapıları kapatılmış demektir. Öyle bir ateştir ki; ona hariçten bir kapı açılmaz ki içeriye bir rahatlık girebilsin. İçerdeki gam ve kederden ve azaptan da dışarı bir şeyler çıkabilsin. Şu bir saat kadar kısa ömürlü olan dünyadan, insanoğlu bunu mu kazanacaktı?

Ya Rabbi! Sen bize çok çok basiretler ver. Güzel fikirler, güzel ilimler ver. Güzel ameller, güzel salâhlar, güzel ihlâslar ver. Bizleri muhlasîn sınıfına idhâl et ve öyle kendine al. Amîn!… Ya Rabbel Alemîn.

İşte görüyorsunuz ya! Allah Teâlâ biz kullarıyla böylece konuşuyor, Bizi muhatab tutuyor. Ama ne yazık ki dinleyen yok denecek kadar az. Cevap verecek yok. Mevlâ celle ve alâ sohbetimizi kabul buyura ve bizleri mağfiret eyleye! Amîn!…

Ya Erhamerrahimin!
Ya Erhamerrahimin!
Ya Erhamerrahimin!

Tut elimizden, yardım eyle bize, kusurlarımızı affet.
Bundan sonra kusur işlemekten muhafaza eyle.
İlim, amel, ihlası cem etmeyi nasib eyle.
Gecmişlerimize rahmet eyle.
Dualarımızı fazlınla kabul eyle.
AMİN.

Dipnotlar

1) Mü’min Sûresi: 60
2) Alak Sûresi: 6/7.
3) Ebu Davud, Fiten: 7, No: 4278, 2/507. Ahmed bin Hanbel, 4/410.
4) Tirmizî, Kıyamet, 25; İbni Mace, Zühd, 31.
5) Beled Sûresi: 11.
6) Beled Sûresi: 12.
7) Beled Sûresi: 13.
8) Beled Sûresi: 14.
9) İnsan Sûresi: 5.
10) İnsan Sûresi: 6.
11) İnsan Sûresi: 7.
12) İnsan Sûresi: 8.
13) İnsan Sûresi: 9.
14) Maûn Sûresi: 1.
15) Maûn Sûresi: 2.
16) Maûn Sûresi: 3.
17) Hakka Sûresi: 35.
18) Hakka Sûresi: 36
19) Hakka Sûresi: 37.
20) Buhari, İman: 20, No: 30, 1/20.
21) Ebû Dâvûd, Edep, 20.
22) Beled Sûresi: 15.
23) Beled Sûresi: 16.
24) Beled Sûresi: 17.
25) Beled Sûresi: 18.
26) Şuara Sûresi: 192.
27) Şuara Sûresi: 193.
28) Şuara Sûresi: 194.
29) Beled Sûresi: 19.
30) Beled Sûresi: 20