İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
İsmailağa Kürsüsünden – Ocak 2018 İsmailağa Kürsüsünden Full view

İsmailağa Kürsüsünden

İsmailağa Kürsüsünden – Ocak 2018

أَعُوذُبِاللّٰهِمِنَالشَّيْطَانِالرَّجِيمِ     بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِالرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينْ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلَهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينْ

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا

أَنَا مُحَمَّدٌ وَأَحْمَدُ وَالْمُقَفِّي وَالْحَاشِرُ وَنَبِيُّ التَّوْبَةِ وَنَبِيُّ الرَّحْمَةِ1

Cemât-i Müslimîn, İhvân-ı Dîn!

Bu ümmetin en büyük ihtiyacı, Peygamberini, Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkıyla tanımaktır. En büyük kaybımız, en büyük açığımız, eksiğimiz ve sıkıntımız O’nu (sallallâhu aleyhi ve sellem) tanımamaktır. Bu kendiliğinden olmamıştır. Üzerimizde icra edilen operasyonlarla Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetinden, bizlerden, özellikle gençliğimizden perdelenmiş ve koparılmıştır. Onun için bizim başkalarına hayranlığımız çoğalmıştır. Yani hayranı olduğumuz çok insan oluyor. Halbuki Muhammed Mustafa’nın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetinin bütün fertleri, tek bir kişiye hayran olmalı, o da Kainatın Efendisi Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) olmalıdır!

Çünkü O’nun olduğu gönülde boşluk olmaz ki o boşluğa başka birisini koyabilsin! Ama gönüllerimiz Rasulüllah’tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) boş kalınca, çöplüğe, hurdalığa döndü. Bir para etmeyen insanlara bir takım ünvanlar sebebi ile hayran hale getirildik. Rasulüllah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bizlere unutturuldu.
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem):

مَنْ أَحْيَا سُنَّتِي فَقَدْ أَحْيَانِي

“Sünnetimi yaşayan beni yaşatmış gibidir.”2 buyuruyor.

وَمَنْ أَحْيَا سُنَّتِي فَقَدْ أَحَبَّنِي وَمَنْ
أَحَبَّنِي كَانَ مَعِي فِي الجَنَّةِ

“Beni(m sünnetimi) yaşatan beni sevmiştir. Beni seven, kişi sevdiği ile beraber olacağından Cennette benimle beraber olacaktır.”3 Bizim zaten gideceğimiz başka bir yer yoktur. Bizi Cennet paklar. O halde Cennetin yolunda olacağız.

Ey Müslümanlar! Cennetin yolu sünnete ittibadır, cennetin çaresi sünnettir. Muhammed Mustafa’dır (sallallâhu aleyhi ve sellem). Onsuz hiçbir kapı açılmıyor. Allah Teâlâ (celle celâluhû) Cennetin sahibidir ama Cennetine, Cemaline kavuşmayı Rasulüllah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) bağladı.

Buyuruyor ki okuduğumuz ayet-i kerimede. (لَقَدْ كَانَ لَكُمْ) Andolsun ki elbette ve muhakkak sizin için oldu. Vardır (فِي رَسُولِ اللَّهِ) Rasulüllah’ta (أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ) en güzel örnek. Kime örnektir? (لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ) Kim Allah’ı (celle celâluhû) umuyorsa, kim Allah’tan (celle celâluhû) bir şey bekliyorsa, Rasulümü örnek alsın. Benden ne bekliyorsanız benden beklediğinizin çözümü Rasulümdür. (وَالْيَوْمَ الْآخِرَ) Ahiret gününü, Cenneti, Cennetten Cemâlullâh’ı, Rahmet-i ilâhiyyeyi kim bekliyorsa o onu Rasulümün kapısında arasın. (وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا) Ve Allah Teâlâ’yı çokça zikreden kimseler için (Rasulüllah’ta en güzel örnek vardır.)4

Ey Müslümanlar şu ayet-i kerimeyi de hep beraber bir kez daha hatırlayalım.

وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللَّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جَاءُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّابًا رَحِيمًا

(وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ) Biz hiç peygamber göndermedik. Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberlerin sonuncusu, ama kıymette birincisi, en büyüğü, sultanı enbiyadır. O’nu göndermedik (إِلَّا) ancak gönderdik (لِيُطَاعَ) O’na uyulsun diye (بِإِذْنِ اللَّهِ) Allah Teâlâ’nın müsadesi ile, emri ile. O’na uyulsun.5

Zaten (مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ) Rasulüme kim itaat eder, Rasulüme ümmetlik yaparsa o bana kul olmuş olur ancak.6 Allah Teâlâ’ya (celle celâluhû) kulluğun çaresi, şartı Muhammed Mustafa’ya (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetliktir. Bunun başka yolu yoktur.

Peygamberi ne için gönderiyoruz? O’na uyulsun diye! İsmi duyulsun diye değil, iş bundan ibaret değil. İsmi çerçeve yapılıp asılsın diye değil. Ya ne için? Hayatınızda O’na uyasınız diye. Elbette hepinizin bir anlayışı var, ahlakı var, adabı var ama kendi anlayışınızdan ahlak ve adabınızdan geçeceksiniz, Rasulüme uyacaksınız. Peygamber bunun için vardır.

Eğer Peygambere uyuyorsanız sizin için Peygamber vardır. “Peygamberim! Canım sana feda olsun ya Rasulallah!” Deyip de nefsinizin hevasına, gavurun modasına uyuyorsanız, Peygamberin sizde sadece ismi vardır. Bu pek bir şeye yaramaz.

(وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ) Onlar, siz, biz, bizler kendi nefislerine zulmettiklerinde. İnsan kendine nasıl zulmeder? Hiç kimse kendine iğne batırmaz, bıçak saplamaz. Hiç kimse kendisini ateşe atmaz ama bir insan günah işlediği zaman; kendisine iğne batırmış, bıçak saplamış, kendisini ateşe atmış gibi olur. Çünkü ahirette yiyeceği iğneler, bıçaklar, göreceği ateşler hep dünyadaki o günahlarının neticesidir.

O halde kim günah işlerse, haram işlerse böylece nefsine zulmederse ne olacak? Bakın Allah Tealâ (celle celâluhû) bizi kendi kapısına çağırmıyor bu ayette. Bizi Habibine yönlendiriyor. Buyuruyor ki; Onlar günah işleyip nefislerine zulmettiğinde (جَاءُوكَ) sana gelseler, demek sana gelmeleri şart. Sana gelecekler (فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ) Bana (Allah’a) istiğfar edecekler. Sana gelmeden direk bana istiğfar etseler, Allah Teâlâ “kabul etmem, Rasulüme varmadan benim kapım çalınmaz” diyor.

Evet! (وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ) Günahları kim bağışlar? Sadece Allah Tealâ bağışlar.7

Peki Rasulüllah’a niye gidiyoruz? Bana sorma! Bunu bize, hepimize Rasulüllah’a git diyene soracaksın, yani Cenâb-ı Hakk’a soracaksın! Allah Teâlâ (celle celâluhû) günah işleyene diyor ki; günah işledin. Ne yapacaksın? Rasulüme gidip bana istiğfar edeceksin! Eğer onlar bunu kabul ederlerse, kul kusursuz olmaz, günahsız olmaz. Mevlâ’da afsız olmaz. Ancak af olmanın şartı, yolu, güzergahı budur. Rasulüllah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) varmak ve Allah Tealâ’ya (celle celâluhû) yalvarmaktır.

(وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جَاءُوكَ) Şayet onlar günahlarla isyanlarla fiskı fucurla nefislerine zulmettiğinde habibim sana gelseler ve (فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ) Allah’a (celle celâluhû) istiğfar etseler, sana geldikten sonra bana istiğfar etseler, (وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ) Rasul olarak sen de onlara istiğfar etsen, (لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّابًا) o zaman Allah Tealâ’yı çokça tövbe kabul edici olarak bulurlar. (رَحِيمًا) acıyıcı olarak.8 Allah Teâlâ’nın tövbeyi kabul etmesinin ve de kuluna acımasının birinci şartı kulun, günahkarın Rasulüllah’a varmasıdır. İkinci şartı Allah Tealâ’ya istiğfar etmesidir.

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) olmadan olmuyor. Şuanda sünnetleri önemsiz göstermeye çalışanlar var. Bu bir projedir. Bu projenin elemanları var. Kurbanları da var. Biz bu projenin kurbanları olmayalım! Uyanık olalım! Sünnet-i seniyye olmadan Cennet yok! (مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ) Resulüllah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) itaat eden Allah’a (celle celâluhû) itaat etmiş olur,9 başkası olmaz.

Hadislere güvenilmezmiş bilmem neymiş. Sana güveniliyor da hadislere güvenilmiyor öyle mi? Senin sözün geçerli oluyor, İmam Buharî’nin rivayeti geçerli olmuyor, İmam Müslim’in, Kütüb-ü Sitte’nin, Kütüb-ü Tis’a’nın rivayeti geçerli olmuyor öyle mi? Bu insanlara hoca diyebilmek bunlara kulak vermek akla ziyan iştir. Bunların hocaya benzer tarafı yoktur. Onun için Rasulüllah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile aramızdaki perdeleri yırtalım. Rasulüllah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimizle aramızdaki bu perdeleri bugün kaldırırsak, yarın ahirette Rasulüllah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile sevdiği ve muhatap olduğu kimseler oluruz. Ama bu perdeleri bugün kaldırmazsak yarın ahirette yeni perdelerle karşılaşırız.

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor: “Ben ümmetimden evvel havzımın başında sizi bekliyorum.” (إِنِّي فَرَطُكُمْ عَلَى الحَوْضِ) Havzın başında bekliyorum sizi. Havzıma geleceksiniz. (لَيَرِدَنَّ عَلَيَّ أَقْوَامٌ أَعْرِفُهُمْ وَيَعْرِفُونِي) Bazı insanlar gelecek ki onlar beni tanırlar, ben de onları tanırım. Rasulüllah (sallallâhu aleyhi ve sellem) (ثُمَّ يُحَالُ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ) sonra aramıza perde indirilir diyor! Onlar beni tanır, “İşte Rasulüllah” derler, ben onları tanırım “İşte ümmetim derim” sonra araya perde iner. Buhârî’dir bu hadis-i şerif. Derim ki “Bırakın gelsinler, ümmetim bunlar.” Bana derler ki; “Onlar ümmetin ama senden sonra neler icad ettiler bunlar. Bunlar neler yaptılar sen onu bilmiyorsun. Senden sonra işi değiştirdi bunlar.” O zaman (فَأَقُولُ سُحْقًا سُحْقًا لِمَنْ غَيَّرَ بَعْدِي) “Benden sonra değiştirdiler öyle mi! Benden sonra değiştiren benden uzak olsun, bende istemiyorum,” diyeceğim.10

Gavurların hayranı olmayacağız, Rasulüllah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmeti olacağız. Gavurların hayranı olmayacağız Rasulüllah’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) bulacağız. Nasıl olacak bu iş? Artık bugün bu işi halledeceğiz, kesin tövbe edeceğiz. Rasulüllah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir daha dünyaya gelmeyecek ama bizim inşallah hayatımızda Rasulüllah (sallallâhu aleyhi ve sellem) yeniden doğacak. Herkesin hayatında Rasulüllah’ın yeniden doğması lazım. Yani sünnetleri ihya edilerek doğacak.

Aziz kardeşlerim! Artık bundan sonra senin âdetin değil, O’nun sünneti, benim âdetim alışkanlığım hele gavurun modası hiç değil, Rasulüllah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) sünneti bizim şiarımız olacaktır. Yoksa Mevlid gecesi toplan, oku, ağla, gözyaşı dök, gül suyu dök, gül dağıt bilmem ne yap, sonra bildiğini yap. Bunlar çocukça oynamaktır.

Sadede gelelim ve üzerimize düşeni yapalım. Yapılması gereken yeniden Rasulüllah’ın hayatımızda doğmasıdır. Yani sünnetleri ile doğmasıdır. Evlerimiz, üstümüz, başımız, Kâinatın efendisinin (sallallâhu aleyhi ve sellem) sünnetlerinin deposu olması lazım. Şuan modaların, markaların deposu haline gelmiş evlerimiz. Artık bu temizliği yapmalıyız. Allah Tealâ (celle celâluhû) gavur için pisliktir11 buyuruyor. Bu pislikten tamamen arınmalıyız.

Okuduğum hadis-i şerifte Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor: “Ben Muhammed’im” buyuruyor. Kur’an-ı Kerim’de zaten dört yerde mübarek ismi geçiyor. “Ben Ahmed’im” buyuruyor. Buda Kur’an-ı Kerim’de geçiyor. Hadis-i şerifin sonu itibarı ile “Ben tövbe peygamberiyim” yani tövbe etmek isteyenin çaresiyim ben buyuruyor. Az önceki ayet-i kerimeden bu manayı açıkça gördük. “Ben rahmet ve savaş peygamberiyim”12 diyor. İnşallah yeniden Rasulüllah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile tam manasıyla onun sünnetleriyle meşgul olmaya çalışacağız.

Dipnotlar

1) Müslim, Fezail: 126, No: 2355, 4/1828.
2) Abdullah el-Herevi el-Ensari, Zemmü’l-Kelam, No: 711, 3/339. Bu hadis çok zayıftır. Fakat bu metni takviye eden hadisler hemen devamında gelmektedir. İmam Suyuti el-Camiu’l-Ehadis, No: 25836 numarada bu hadisi Tirmizi No: 2678 (bir sonrraki dipnota bakınız) numaralı hadis olarak kaydetmiştir. Fakat şuan mevcut nüshalarda أَحْيَانِي lafzı görülememektedir. Öyle anlaşılıyor ki İmam Suyuti bu lafızla nakledilen nüshayı gördü. Molla Aliyy’ül-Kari Mirkatü’l-Mefatih, No: 175 numaralı hadisin şerhinde, bizim elimizdeki nüshada أَحْيَانِي lafzı mevcuttur, kaydını düşmüştür. Nüsha farklılığını da açıkça zikretmiştir. Mirkat, No: 175, 1/281.
3) Tirmizi, İlim: 16, No: 2678, 5/46.
4) Ahzab Sûresi, 21
5) Nisa Sûresi, 64
6) Nisa Sûresi, 80
7) Ali İmran Sûresi, 135
8) Nisa Sûresi, 64
9) Nisa Sûresi,80
10) Buhari, Rikak, 53; Fiten, 1
11) Tevbe Sûresi, 28
12) Müslim, Fezail: 126, No: 2355, 4/1828.