İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
İsmailağa Kürsüsünden – Eylül 2018 İsmailağa Kürsüsünden Full view

İsmailağa Kürsüsünden

İsmailağa Kürsüsünden – Eylül 2018

أَعُوذُبِاللّٰهِمِنَالشَّيْطَانِالرَّجِيمِ     بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِالرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينْ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلَهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينْ

إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ1

اَللَّهُمَ حَبِّبْ إِلَيْنَا الْاِيمَانَ وَزَيِّنْهُ فِي قُلُوبِنَا، وَكَرِّهْ إِلَيْنَا الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ، وَاجْعَلْنَا مِنَ الرَّاشِدِينَ2نَ

Cemaat-i Müslimîn, İhvân-ı Dîn. Allah Teâlâ bu ayet-i kerimenin sonunda şöyle müjde getiriyor. (وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ) Cennetle müjdelenin (الَّتِي) o cennet ki (كُنتُمْ تُوعَدُونَ) dünyada vaat olunurdunuz, devamlı sizlere vaat edilen cennetle müjdelenin. Müjde, cennetliksiniz, cennete gidiyorsunuz. (نُزُلًا مِنْ غَفُورٍ رَحِيمٍ) “Bu cennet ve bu cennetin nimetleri, Ğafur ve Rahim olan Allah Teâlâ’nın bir ziyafeti, bir ikramı olarak” buyuruluyor. Peki, ey Müslümanlar, bu büyük müjde, bu büyük ikram, bu ziyafet acaba neyin neticesidir? Nasıl kazanılıyor? Hele insan bu güzel akıbeti, bu güzel neticeyi, rengiyle, ırkıyla, endamıyla kazanmıyor. Bunu kazandıran, bu güzel neticeye, akıbete götüren iki şey, işte onlar ayetin başında zikrediliyor. Ayet-i kerimenin başında bizim Allah Teâlâ’ya karşı yapacağımız şey, ayetin sonunda da Allah Teâlâ’nın bizlere ikramı.

Önce biz yapacağımızı ortaya koyacağız. Mevla buyuruyor: (إِنَّ الَّذِينَ) Muhakkak o kimseler ki, rengi, ırkı hiç önemli değil. Kim ki (قَالُوا) dediler, itiraf ettiler, inandılar ve dediler. Ne dediler? (رَبُّنَا اللَّهُ) “Rabbimiz Allah’tır!” diyenler, “Ben Allah Teâlâ’nın kuluyum” diyenler, “Benim Rabbim, yoktan var edenim ve var ettikten sonra yaşatanım. Beni hâlden hâle getirenim. Ve sonra da öldürecek olanım Allah’tır” diyenler. Allah Teâlâ’yı Rab, kendisini kul olarak bilenler. Rab, terbiyeci demektir. Terbiyeyi, talimi ondan alan, talimatı Allah Teâlâ’dan alanlar. Allah Teâlâ’nın terbiyesinde yetişenler. Beden, bu bedenin gelişimi bellidir. Burada bu kastedilmiyor, ruhi gelişim kastediliyor. Yani ben ruhumu Rabbimin kulu olduğum Allah Teâlâ’nın diniyle, onun ahkâmıyla, ona imanla ruhumu donattım diyenler, terbiyeyi İslam’dan alanlar. İslam terbiyesi alanlar, İslam ahlakı üzere olanlar. Rabbim Allah’tır diyenler, tevhid ehli olanlar.

(ثُمَّ اسْتَقَامُوا) Sonra bundan daha zor ve bunun peşinden bunu diyenden beklenen bir şey. Nedir o? İstikamet. O istikameti de yapanlar. “Rabbim Allah’tır.” demek zordur. Diyemeyenlerden belli. Lakin diyenler için bu kolay, hamdolsun biz “Rabbimiz Allah’tır.” diyoruz. Bundan sonra bir zor geliyor, o da nedir? “Rabbimiz Allah’tır.” diyen insanlar gibi olmak, istikamet. O Allah’ın, Rabbimiz olarak kabul ettiğimiz, inandığımız, kulu olduğumuzu itiraf ettiğimiz Allah’ın yolunda yürümek. İkinci ve çok büyük mesele budur.

“Rabbim Allah’tır.” demekten sonra bu istikamet, bunu diyenlerden isteniyor. “Allah’ın kuluyum” diyen Allah’ın yolunu tutacak. Demeyenlerden böyle bir şey beklenmiyor. “Rabbim Allah’tır.” demeyenden istikamet beklenmiyor. Ondan iman bekleniyor. Ama bizden ey Müslümanlar, istikamet bekleniyor. İstikamet, işte o koskoca cenneti, cennetin nimetlerini ve o bütün nimetlerin fevkinde Allah’ın cemalini kazandıran bu iman ve peşinden istikamettir. Onun için herkes kendi yolunun, kendi gidişatının, kendi hayatının nasıl olduğuna, hangi yolda olduğuna iyi bakmalı.

(يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ) Ey müminler kendinize iyi bakın, dikkat edin. Şimdi birbirimize kendine iyi bak diyoruz. O manada iyi bakım değil, yoğun bakımdayız zaten. Yemekler, içmekler, yatmaklar, eğlenmekler. Demeye gerek yok zaten, yoğun bakımdayız, o değil. (عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ) Kendinize iyi dikkat edin yani istikamet noktasında, manevi gidişat noktasında, ruhî manada kendinize iyi dikkat edin, bakım yapın kendinize, yoğun bakıma alın kendinizi. Ele alın kendinizi. Ey Müminler, efendim işte şu çok bozuk, etraf bozuk, çevre bozuk

(ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ3 Sلاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ) Siz hidayetli olduğunuzda dalâletli olanın size zararı olmaz. Sen kendi hidayetini kendin bulacaksın. Ve o hidayeti muhafaza edeceksin. Yola girmek yetmiyor. Yolda olmak, yolda durmak, yoldan çıkmamak. Bir şoför yolu bitirene kadar arabayı yolda tutmaya bakar. Bir anlık dikkatsizlik yoldan çıkmaya götürür. İstikamet. Sırat-ı müstakim üzere olmak, Allah Teâlâ’nın kulu, dini üzere olmak ki ey Müslümanlar bunun temel iki tane ayağı vardır.

Bir tanesi: اِ(اِهْدِنَا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيهِمْ)4 bir ayak, 5(غَيرِ المَغضُوبِ عَلَيهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ) ikinci bir ayak. Yani Allah Teâlâ’nın dostlarının yolunda olmak, onlar gibi olmak onların izinde, onların yanında olmak, onların anlayışı ve ahlakında olmak ve Allah’ın düşmanları gibi asla olmamak. Hiçbir şekilde olmamak. Allah’ın düşmanlarından şiddetle teberri etmek, uzak olmak.

İşte bu iki şey olduğu zaman sırat-ı müstakim oluşmuş oluyor. İnsan istikameti bulmuş oluyor ey Müslümanlar. İşte “Rabbimiz Allah’tır.” diyen, sonra da istikamet üzere olanlar Allah’ın dostlarının yolunu tutanlar, yaptığını yapanlar. Allah’ın dostları gibi olmaya çalışanlar. Ve de Allah’ın düşmanlarından berî olanlar, ayrı olanlar (غَيرِ المَغضُوبِ) demek ğayri, “ayrı” diye Türkçeleşmiş. Yani gazap edilen ve sapıtanlardan ayrı, onlar gibi değil ya Rabbi diyenler ve dedikleri gibi olanlar var ya (تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةُ) Melekler onlara hayatlarında da iner, son nefeslerinde de iner, kabirlerde de iner, mahşerde de iner, cennette de melekler onları karşılar ve yalnız bırakmaz. Melekler onlarla devamlı beraber olur. Dünya hayatlarında da o istikamet üzere olan Müslümanı yönlendirir melekler. Yanlıştan korur, doğruya yönlendirir. Bakarsınız ki pek kitaptan da haberi yok adamın lakin hep doğru yapıyor. Nasıl oluyor bu, doğruyu nasıl buluyor? Bulduruyorlar… Bakıyorsunuz kitaptan haberi var ama hep yanlış yapıyor. Neden? İşte sıkıntı burada. İstikamet olunca “Rabbim Allah’tır.” dedikten sonra istikamet olunca melekler, sen görmezsin melek zaten gözükmez ey Müslümanlar. Melek sana gözükmez. Sağımızda solumuzda iki tane meleğin olduğunu Cenab-ı Hak beyan ediyor. Hiç gören var mı? Gözle görülür mü? Melekler iniyor ve melekler onları yönlendiriyor. Hem dünyada hem son nefeste hem kabirde, ahirette, mahşerde, cennette de zaten melekler نَ(نَحْنُ أَوْلِيَاؤُكُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَةِ)6  hem dünya hayatında sizin yardımcılarınız, koruyucu, kollayıcı,  yönlendiricileriniziz, hem de ahirette biz sizinle beraberiz derler. Kimlere? İki şeyi ortaya koyanlara. “Rabbim Allah’tır.” diyenler, ehl-i tevhid olanlar ve de Allah Teâlâ’nın yolunda olanlar. Okuduğumuz hadis-i şerif bir dua. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu duasında (اَللَّهُمَ حَبَّبْ إِلَيْنَا الْاِيمَانَ) Ya Rab imanı bize sevdir. (وَزَيِّنْهُ فِي قُلُوبِنَا) Ya Rab gönüllerimizde imanı, İslam’ı süslendir. Bize iman ve İslam’a uygun olan şeyler hep bizim gözümüze hoş görünsün. Onları hoş görelim, onları sevelim, onları seçelim, onları tutalım. (وَكَرِّهْ إِلَيْنَا الْكُفْرَ) Ya Rabbi küfrü (وَالْفُسُوقَ) fâsıklığı (وَالْعِصْيَانَ) ve isyanı bize çirkin göster. Ya Rabbi kalbimiz küfrü hoş görmesin, kâfiri de hoş görmeyelim. Fâsığı, fıskı hoş görmesin ki fâsığı beğenmeyelim. Ve isyanı ya Rabbi, kalbimiz hoş görmesin ki âsiyi beğenmeyelim. (وَاجْعَلْنَا مِنَ الرَّاشِدِينَ) Ve ya Rabbi bizi doğru yolu bulanlardan eyle. Doğru yol nedir? İmanı, İslam’ı, iman ve İslamî olan şeyleri sevmek; küfrü, fıskı, isyanı, kâfiri, fâsığı ve âsiyi sevmemektir. İşte rüşt, işte irşad, işte istikamet budur ey Müslümanlar.

1) Fussilet Sûresi, 30
2) Nesâî, Sünenü’l-Kübrâ, 9/225, Hadis Nu: 10370
3) Mâide Sûresi, 105
4) Fatiha Sûresi, 6-7
5) Fatiha Sûresi, 7
6) Fussilet Sûresi, 31