İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
İsmailağa Kürsüsünden – Kasım 2018 İsmailağa Kürsüsünden Full view

İsmailağa Kürsüsünden

İsmailağa Kürsüsünden – Kasım 2018

أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ     بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلَهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَٓا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ
صَالِحًا وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ
وَ قَالَ رَسُولُ للّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
مَسَاجِدُهَا أَحَبُّ البِلَادِ ا اِلَى اللّٰهِ
صَدَقَ رَسُولُ اللّٰهِ فِيمَا قاَل اَوْ كَمَا
قَال النَّبِيُّ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

Cemaat-i Müslimîn, İhvân-ı Dîn! Notu Cenâb-ı Hak’tan almalıyız. Allah Teâlâ’ya kendimizi beğendirmeliyiz. Ona kendimizi sevdirmeliyiz. Allah Teâlâ, (نِعْمَ الْعَبْدُ) “Ne güzel kul!”1 buyuruyor. İşte bu “güzel kul” diye methettiği kullardan olmalıyız.

Bize Allah Teâlâ, “Ne güzel insan” demeli! Ne güzel Müslüman! Ne güzel komşu! Ne güzel arkadaş! Ne güzel hoca! Ne güzel talebe! Ne güzel cemaat! Ne güzel koca! Ne güzel hanım! Ne güzel ana! Ne güzel baba! Ne güzel evlat! Yani bu “Ne güzel” notunu Allah Teâlâ’dan bu şekilde almak lazım! Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍۜ

(مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ) Sizin yanınızdakiler hep geçiyor. Sizin birbirinize olan ünvanlarınız, siz gidince ünvanlarınız da gidiyor. Kalıcı olan, (وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍ) Allah (celle celâluhû) katında olan kalıyor.2 Allah Teâlâ eğer “ne güzel insan, ne güzel kul, ne güzel baba, ne güzel hoca, ne güzel cemaat” diyorsa, işte kalıcı olan budur ey Müslümanlar! Onun için, Allah Teâlâ’dan berat almak lazım.

اِنَّ الَّذ۪ينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنٰٓىۙ اُو۬لٰٓئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ   لَا يَسْمَعُونَ حَس۪يسَهَاۚ وَهُمْ ف۪ي مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَ  لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ وَتَتَلَقّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُۜ هٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذ۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

(اِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنٰٓى) Bizden en güzel haslet sahibi diye bu notu alanlar, (اِنَّ الَّذِينَ) muhakkak o kimeler ki, (سَبَقَتْ) geçti, (لَهُمْ) onlar için (مِنَّا) bizden (الْحُسْنٰٓى) en güzel haslet sahibi diye, yani bunu alanlar, (اُو۬لٰٓئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَۙ) onlar cehennemden uzak tutulacaklardır.3

(لَا يَسْمَعُونَ حَس۪يسَهَا) Cehennemin gürültüsünün; ortalığı tutan o gürültünün fısıltısını bile duymayacaklar… (وَهُمْ ف۪ي مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَ) Nefislerinin, canlarının arzuladığı nimetlerin, güzelliklerin, güvenliklerin içinde olacak,4 (لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ) en dehşetli, korkunç ortam onları hiç üzmeyecek. (وَتَتَلَقّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُۜ) Ve rahmet melekleri, teşrifatçı melekler onları karşılayacak… وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍ…) Melekler bütün kapılardan onları karşılayacaklar5 ve (şöyle diyecekler:) (هٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذ۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ) bu size vaat edilen gündür.

سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ

(سَلَامٌ عَلَيْكُمْ) Selâmun Aleykum” “Allah’ın (celle celâluhû) selâmı, selâmeti üzerinize olsun.” diyecekler. “(بِمَا صَبَرْتُمْ) Sabrettiniz, sebat ettiniz kulluğu yapmaya, kulluk yapabilmek için ümmetlik yapmaya, ümmetlik yapabilmek için bir büyüğe; bir mezhep büyüğüne, bir tarikat büyüğüne, bir müçtehide, bir mürşide –sağlamına, sakatlarından konuşmuyorum- hakikisine bağlı kalmaya devam ettiniz, sabrettiniz, sebat ettiniz. (فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ) Ahiretin bu güzel akıbeti cennet; ne güzel bir yurt, ne güzel bir yer, ne güzel bir yerleşim yeri.” diyecekler.6

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ

(جَنَّاتُ عَدْنٍ) Girip duracakları, hiç bezmeyecekleri, bıkmayacakları başkasını aramayacakları cennet, (يَدْخُلُونَهَا) oraya girecekler. (وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ) Babalarından, eşlerinden zürriyetlerinden cennete girmeye elverişli olanlar da girecek.7 Ama sadece, iyinin babası olmakla, peygamberin, velinin, nebinin, babası olmakla veya oğlu-eşi olmakla cennetlik olunmuyor. Özde bir salâh olması lazım!

Hâsılı, ünvanı Allah Teâlâ’dan almak lazım cemaat-i müslimîn! Diğer unvanların hepsi geçici! O kadar insanlar kart bastırmış, orada ünvanını söyler, ismini söyler, adresini söyler, “Bana bu numaradan ulaşırsın” der; arasan ulaşamazsın. Niye? Gitmiş, nereye? Ahirete gitmiş! Telefonunu bırakmış, ünvanını bırakmış, makamını ne varsa hepsini bırakmış.

Onun için, bırakacağımız ünvanlar, -iyisine sözüm yok- lakin kalıcı olanların peşine düşmeliyiz ey Müslümanlar! Dünyada ünvan, nam veya rütbe diye tutturup ahirete sıfır tokmak gideceksek, o zaman bu ünvanlar, bu rütbeler sadece bir yük olur. Biz de sadece hamallık yapmış oluruz. Ahirete, (orada geçerli) rütbelerle gitmeli!

وَلَلْاٰخِرَةُ اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَاَكْبَرُ تَفْض۪يلًا

(وَلَلْاٰخِرَةُ اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ) Hiç şüpheniz olmasın ki, ahiretin dereceleri daha büyüktür. Ahiretin ünvanları daha büyüktür. Ahiretin üstünlükleri, (وَاَكْبَرُ تَفْض۪يلًا) ahiret üstün kılınma bakımından daha büyüktür.8 (هُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ اللّٰهِ) Onlar, Allah katında büyük derece sahipleridir.9 Onun için, bizim dünyada sahip olduklarımız eğer ahirette bize bir şey kazandıracaksa bir şeye yarar, yoksa bir şeye yaramaz cemaat-i Müslimin!

Şimdi, sohbetimizin başında okuduğum bir ayeti kerimede, Allah Teâlâ’dan güzel not alan insanların özellikleri zikrediliyor. Beğendiği insan hakkında Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de iki ayeti kerimede “نِعْمَ الْعَبْدُ” buyuruyor. Birisi Süleyman (aleyhisselâm) hakkında. (نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ) Ne güzel kul! Allah’a (celle celâluhû) aşırı derecede, olağanüstü derecede dönücü idi.10 Zaten bir Allah’a dönmüş, başka her şeye sırtını dönmüş. Başka bir şey bilmez.

Ondan sonra karşı sahifede, (اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًاۜ نِعْمَ الْعَبْدُ) Eyyûb (aleyhisselâm)… Başına gelmeyen kalmadı. Hastalık, bugün dillere destan Eyyûb’un (aleyhisselâm) hastalığı ve sabrı… Onun için Osmanlı “Eyüp Sabrı” diye isim çiftleştirmiş. Eyyûb (aleyhisselâm) ismi, sabrı da onun işi… Ve Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: (اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا) başına getirmediğimizi bırakmadık ama biz onu sabredici bulduk.11  (نِعْمَ الْعَبْدُ) Ne güzel kul!

İşte ey Müslümanlar! Kulluk; renkle veya ırkla kazanılmıyor, yapılanla kazanılıyor. Onu yaptığımız zaman, Allah’ın (celle celâluhû) o beğendiği insanları taklit ettiğimiz zaman bizim de beğenileceğimize hiç şüphe yoktur. Zaten bunların bize anlatılmasının –Allah-u A‘lem- bir hikmeti de budur.

(وَمَنْ) Kim (اَحْسَنُ) daha güzeldir, daha güzel kimse yoktur demek, (لآاَحَدَ اَحْسَنُ) demektir. Daha güzeli yoktur. Arasak bulabilir miyiz acaba? Boşuna aramayın, bulamazsınız. En güzel (قَوْلً) söz cihetinden, en güzel sözlü insan, en güzel konuşan insan, ne güzel konuşuyor denilecek insan, Allah’a (celle celâluhû) göre, Kur’an’a göre kimdir? Daha güzel sözlü insan yoktur, (مِمَّنْ دَعَٓا اِلَى اللّٰهِ) Allah Teâlâ’ya, Rasûlüne (sallâllâhu aleyhi ve sellem) dinine, kitabına çağırandan daha güzel sözlü insan yoktur. Mevlâ’ya göre en güzel sözlü insan; Allah’a (celle celâluhû) çağırandır. Yani konuşması hep Allah’a (celle celâluhû) çağırır. Konuşması muhteva olarak hep Allah Teâlâ’ya davettir. Öyle konuşuyor ki, onun konuşmasından insan, Allah Teâlâ’yı hatırlıyor.

Ayetin devamı şöyle geliyor: (وَعَمِلَ صَالِحًا) ve salih amel işleyen… Sadece çene çalmakla olmuyor! Allah’a (celle celâluhû) çağırıyor ama özünde, o çağırdığı Allah’a (celle celâluhû) kulluğu, Rasûlüllah (sallâllâhu aleyhi ve sellem) efendimize ümmetliği kendisi yapıyor. Yaptığını konuşuyor, yaptığını söylüyor, (وَعَمِلَ صَالِحًا) amel-i salih işliyor; Müslümanca yaşıyor. (وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ) Hem sözüyle, daha da önemlisi özüyle: “Ben Müslümanlardanım.” diyor. Sözü, “Müslümanlardanım” diyor, ondan daha da önemlisi; özü, işi, gücü onun bütün hâl ve hareketleri de “Ben Müslümanlardanım” diyor. Yani o, İslâm’ın yürüyen, canlı bir timsali adeta! İşte bu adamdan daha güzeli yoktur, buyuruyor Cenâb-ı Hak!

Bir hadis-i şerifinde Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor: (خِيَارُكُمْ) Sizin en seçkinleriniz, siz ümmet-i Muhammed (sallâllâhu aleyhi ve sellem) seçkinsiniz de, sizin de en seçkinleriniz kimlerdir? Siyahlar-beyazlar, doğulu-batılı değil; ırk-renk ve coğrafya hiçbir şey ifade etmiyor. Ya sizin en üstünleriniz? (مَنْ) o kimselerdir ki, (ذَكَّرَكُمْ) size çokça hatırlatıyor (بِاللّٰهِ) Allah Teâlâ’yı, kulluğu, Müslümanlığı, (رُؤْيَتُهُ) onu görmek…

Kimin görüntüsü size İslâm’ı hatırlatıyor? Kimin görüntüsü Muhammed Mustafa (aleyhissalâtü vesselâm)’ı hatırlatıyor? Siz kimi görünce Allah’ın (celle celâluhû) Rasûlünü, (sallâllâhu aleyhi ve sellem) dinini, ahireti, Kur’an-ı Kerim’i hatırlıyorsunuz! Sadece görüntüsüyle bile kim hatırlatıyor? Ama onunla da kalmıyor, (وَزَادَ عِلْمَكُمْ مَنْطِقُهُ) kimin konuşması size tesir ediyor da, sizin amelinizi artırıyorsa, kimin konuşması size tesir ediyor, o tesirle ameliniz artıyor? Daha takva oluyorsunuz, daha âbid oluyorsunuz, daha âlim oluyorsunuz, size iz bırakıyor konuşması?

Çok konuşanlar vardır, doldur-boşalt ama sonunda elde bir şey yok. Çünkü sadece çene çalıyor. (وَرَغَّبَكُمْ فِى الْاَخِرَةِ عَمَلُهُ) Resûl-i Ekrem (sallâllâhu aleyhi ve sellem) “Kimin yaşantısı sizi ahirete; anayurdunuza heveslendiriyorsa, kimin yaşantısı sizi dünyadan soğutuyorsa, işte en üstünleriniz onlardır.”12 buyuruyor.

Sohbetimizin başında okuduğum hadis-i şerifte Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem)   buyuruyor:

“مَسَاجِدُهَا أَحَبُّ البِلادِ ا اِلَى اللّٰهِ”

Allah’a (celle celâluhû) beldelerin, mekânların en sevimlisi mescitlerdir.13 Allah’a (celle celâluhû) secde edilen, secdenin öğretildiği yerlerdir, medreselerdir, mescitlerdir, Allah Teâlâ’nın zikredildiği yerlerdir, Allah’a (celle celâluhû) en sevimli olan yerler.

Çünkü Cenâb-ı Hak secdeyi seviyorsa, secdenin mekânı mescit olduğuna göre, mescidi de seviyor demektir. Allah Teâlâ dersi emrediyorsa, o dersin yeri medrese olduğundan medreseyi de emrediyor demektir. (وَدَرَسُهُمَا فِي) “Allah’ın kitabında olanın dersini yaparlar”14 buyuruyor. Ders medresede olur, o zaman medrese de mahbûb oluyor.

Allah Teâlâ kumarı yasaklıyorsa kumarhaneyi de yasaklıyor demektir. Faizi yasaklıyorsa faizci bankayı da yasaklıyor demektir. Zinayı yasaklıyorsa zina evini de, ortamını da yasaklıyor demektir. 15(وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى)  “Zinanın semtine yanaşmayın buyuruyor.” Derin bir anlayış, derin bir tefekkür içerisinde olmalıyız cemaat-i Müslimin…

Camilere alışmalıyız cemaat-i Müslimin, camilere ısınmalıyız! Resûlüllâh (sallâllâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyuruyor: (مَنْ أَلِفَ الْمَسْجِدَ أَلِفَهُ اللَّهُ) “Camiye ısınana Allah (celle celâluhû) ısınır, camiye soğuk olana Allah (celle celâluhû) da soğuk olur.”16

Dışarıda darlanmayan, camide nasıl darlanır? Yani sıkıntı var! Nasıl alışacağız camilere? Dura dura! Durarak alışacağız! Bunun bir duası yok! “Hoca, dua öğret bana da camide durayım.” diyorlar! Camide durmak duayla olmuyor, durmakla oluyor.

Sevdiğin şeyleri nasıl sevdin? Kahve tiryakisisin, nasıl tiryaki oldun? İçmeye içmeye değil, içe içe… İnsan nasıl mescit, namaz, ibadet, sohbet ve ilim tiryakisi olur? Yapa yapa! Onun için bu mescitlerden, bu mekânlardan mümkün mertebe istifade etmeye çalışalım…

Dipnotlar


1) Sad Sûresi, 30-44.
2) Nahl Sûresi, 96.
3) Enbiya Sûresi, 101.
4) Enbiya Sûresi, 102.
5) Rad Sûresi, 23’ten.
6) Rad Sûresi, 24.
7) Rad Sûresi, 23’ten.
8) İsra Sûresi, 21’den.
9) Âl-i İmran Sûresi, 163’ten.
10) Sa‘d Sûresi, 30’dan.
11) Sa‘d Sûresi, 44’ten.
12) Hakim Tirmizi, Nevadiru’l-Usul, 2/39. Benzer lâfız ve mana için bkz. İbn Mâce, “Zühd”, 4 No.4119. Abd ibn Humeyd, Müsned, No: 631, 1/213. Ebu Ya’la, Müsned, No: 2437, 4/326.
13) Müslim, “Mesacid”, 52, (671).
14) Benzer lâfız ve mana için bkz. Müslim, “Zikir”, 11 (2699).
15) İsra Sûresi, 32’den.
16) Taberânî, el-Mu‘cemu’l-Evsat, 6/269, No. 6383.