İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
Hikmet Damlaları – Aralık 2018 Hikmet Damlaları Full view

Hikmet Damlaları

Hikmet Damlaları – Aralık 2018

أَعُوذُبِاللّٰهِمِنَالشَّيْطَانِالرَّج۪يمِبِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِالرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي هَدَانَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَا أَنْ هَدٰانَا اللّٰهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ
صَلوُّا عَلىٰ رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.
صَلوُّا عَلىٰ شَفِيعِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.
صَلوُّا عَلىٰ طَبِيبِ قُلُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.

Ders Ayetleri: Bakara Suresi 155-157

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ
وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَ اَلَّذ۪ينَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌۙ قَالُٓوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
اُو۬لٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ

Mevla Teâlâ Hazretleri ders ayetlerimizde evvelâ sabır ve namazla kendisinden yardım istenilmesini tavsiye edip arkasından da fisebilillah muharebede şehit olan kimselerin bedenleri itibariyle ölüler iseler de, hakiki hayat itibariyle diri olduklarını buyurdu. Şimdi de sabredilmesi lazım gelen bazı belâ ve musibetlerle kullarını imtihan edeceğini beyan etmek üzere şöyle buyuruyor:

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَ

(وَلَنَبْلُوَنَّ) Vallahi elbette biz imtihan edeceğiz, kimi? (كُمْ) sizi, yani sizin hâlinizi bildiğimiz halde bir insan, bir insanı imtihan ettiği gibi sizi imtihan edeceğiz, neyle? (بِشَيْءٍ) az bir şeyle, neden? (مِنَ الْخَوْفِ) korkudan, daha? (وَالْجُوعِ) açlıktan, daha (neyle imtihan edeceğiz?) (وَنَقْصٍ) az bir şey eksiltmekle, neden? (مِنَ الْاَمْوَالِ) mallardan, daha? (وَالْاَنْفُسِ) canlardan, daha? (وَالثَّمَرَاتِ) mahsullerden, (وَبَشِّرِ) çok müjde et, kime? (الصَّابِر۪ينَ) sabredicilere.

Vallahi elbette biz, sizi biraz (düşman) korku(su), biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden (yana) eksiltmekle imtihan edeceğiz. Ve (Ey Habibim!) sabredenleri çok müjdele!

Yani Mevlâ buyuruyor ki: “Size imtihan eden kimsenin muamelesi gibi muamele edeceğim. Böylece sizin nasıl bir kul olduğunuz ortaya çıkacak.”

İmtihan hakkında Kuran-ı Azimüşşan’da çok ayetler vardır. Onlardan birkaçını zikredelim:

(وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتّٰى نَعْلَمَ الْمُجَاهِد۪ينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِر۪ينَۙ وَنَبْلُوَ۬ا اَخْبَارَكُمْ)

“Andolsun ki içinizden cihad edenlerle, sabredenleri belirleyinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.”1

Tâ ki nasıl bir kimse olduğunuz meydana çıksın! Ben imtihan etmeden de sizi biliyorum ama imtihan ettikten sonra herkes tarafından da doğrudan doğruya görülüp bilinmesini istiyorum.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللّٰهُ بِشَيْءٍ مِنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُٓ اَيْد۪يكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِۚ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

“Ey iman edenler! Allah (Teâlâ) sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avlama ile (onu yasak ederek) imtihan eder ki gizlice (kimsenin görmediği yerde) gerçekten kendisinden kimin korktuğunu bilsin (yani onları meydana çıkarsın!) Artık bundan sonra, kim sınırı aşarsa onun için elim bir azap vardır.”2

Giyimlerimiz imtihandır, evlerimizin şekilleri imtihandır, düğünlerimiz imtihandır, cenazelerimiz imtihandır. Bütün İslamiyet’in her şeyi, tepeden kılına kadar hepsi imtihandır. Eğer Allah’tan korkarsanız; anlaşılıyor ki siz Allah’a iman ediyorsunuz. Eğer Allah’a iman ediyorsanız, Allah’ı bilmişsiniz demektir. Allah’ı bilen de anlaşılır ki okumuş ve okutulmuştur, yoksa o kişi meşe ağacı gibidir.

اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْاَرْضِ ز۪ينَةً لَهَا
لِنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا

“Biz insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini imtihan edelim diye yeryüzündeki her şeyi kendisine mahsus bir zinet yaptık.”3

اَلَّذ۪ي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفُورُ

“O öyle yüce bir Allah’tır ki hanginizin daha güzel amel edeceğini, imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O Mevlâ ziyade izzet sahibi ve çok bağışlayandır.”4

Yanından bir araba geçerken imtihandasın! Hemen almak için hırsa kapılıyor musun? Bir mağazanın yanından geçerken de imtihandasın! Vitrindeki küfür kıyafetlerine heves ediyor musun? Bir bahçeli evin yanından geçerken de imtihandasın! Hemen öyle bir evinin olmasını istiyor musun? Ruhumuz bedenimizden ayrıldığı vakit cesedimizi nereye yatıracaklar? Bunu unutmayalım.

Bir korkulu durum oldu mu? İmtihandasın! Paran mı gitti? İmtihandasın! Bir dostumuz, bir akrabamız, bir yakınımız, bir komşumuz mu öldü? İmtihandayız. Mallarımızı sel mi kapladı? İmtihandayız. Hemen o zaman Musa Aleyhisselâm ile Hızır Aleyhisselâm’ın kıssasını hatırlayalım:

Rivayete göre Firavun ve kabilesinin helâkından sonra, Cenab-ı Hak, Musa’ya (aleyhisselam) Beni İsrail’in üzerlerine inen Allah’ın (celle celalühü) nimetlerinden anlatmasını emretti.

Musa (aleyhisselam) da beliğ yani açık bir vaaz etti. O zaman Beni İsrail’den birisi sordu “Ey Musa, yeryüzünde en iyi bilen kimdir?” Hazreti Musa da (aleyhisselam): “Benim” diye cevap verdi. Bunun üzerine, Cenab-ı Hak Musa (aleyhisselam)’a vahyetti ki: “Ya Musa! Mecmau’l-Bahreyn (iki denizin toplandığı) denilen yerde bir kulum vardır ki senden daha âlimdir.”

Mevla Teâlâ Hızır (aleyhisselam)’ın daha âlim olduğunu bildirince Musa (aleyhisselam) onu nasıl bulacağını sorar. Cenab-ı Hak’ta zenbiline tuzlu bir balık koymasını, onu nerede kaybederse, Hızır (aleyhisselam)’ı orada bulacağını beyan eder.

Musa (aleyhisselam) buyurulduğu üzere tuzlu bir balık aldı, zenbiline koydu. Biraz da yiyecek koydu. Talebesi Yuşa (aleyhisselam) ile birlikte yola çıktı. Ve ona dedi ki: “Balığı nerede kaybedersek bana haber ver.”

Ne zaman ki Mecmau’l-Bahreyn denilen yere ulaştılar. İstirahat için orada biraz oturdular. Musa (aleyhisselam) bir taşı başının altına yastık ederek yattı. Orada ab-ı hayat vardı. Ondan balığa isabet edince, balık canlandı zenbilin içinden çıkıp denize atladı.

Bu hadiseyi Musa (aleyhisselam)’ın talebesi gördü fakat Musa (aleyhisselam)’a söylemeyi unuttu. Hazreti Musa (aleyhisselam) kalkınca yola devam ettiler. Ertesi gün kuşluk vaktine kadar yürüdüler. Musa (aleyhisselam) talebesine dedi ki: “Kuşluk yiyeceğimizi getir. Biz bu yolculuğumuzda muhakkak ki yorgunluğa uğradık.”5

O zaman talebesi: “Gördün mü? O Mecmau’l-Bahreyn denilen yerde, kayaya çıktığımız vakit balığa garip bir hadise oldu. Ben bunu sana söylemeyi unuttum. Balık orada canlandı, denize atladı. Acayip bir şekilde geçti gitti.” dedi.

Musa (aleyhisselam) bunu duyunca: “İşte bizim aradığımız yer orasıdır.” dedi. Hemen izleri üzerine uyarak geri döndüler. Orada Hızır (aleyhisselam)’ı buldular. Musa (aleyhisselam) selam verdi ve: “Sana öğretilen ilimde bana öğretmen için geldim.” dedi.

Bunun üzerine Hızır (aleyhisselam): “Sen benimle beraber sabra kadir olamazsın! Benden zuhurunu göreceğin şeylerin zahirine bakarak itiraz edersin! Hikmetinden haberdar olmadığın bir muameleye nasıl sabredebilirsin.” dedi.

Hazreti Musa (aleyhisselam) da: “İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın! Sana karşı bir itirazda bulunmayacağım, hiçbir işinde sana asi olmayacağım!” diye cevap verdi.

Hızır (aleyhisselam) da buyurdu ki: “Eğer bana tâbi olacaksan, ben sana haber verinceye kadar benden bir şey sorma!”

Beraberce yürümeye başladılar. Deniz kenarında bir gemi gidiyordu. Geminin sahibi bunları ücretsiz olarak gemiye aldı. Biraz gittikten sonra Hızır (aleyhisselam) gemiyi deldi. Musa (aleyhisselam) buna dayanamadı: “Ücretsiz olarak bizi gemilerine alan bir kavim, boğulsunlar için mi gemiyi deldin? Doğrusu sen kötü bir iş yaptın!” dedi.

Hızır (aleyhisselam) da itirazına karşı: “Ben sana demedim mi ki, sen benimle beraber sabra takat getiremezsin!” dedi.

Musa (aleyhisselam) hemen vermiş olduğu sözü hatırladı: “Unuttuğum şeyle beni muâhaze etme, gafletimden dolayı beni mazur gör de işimde bana güçlük çıkarma (yani şu ilim tahsilinden geri kalmayayım.)” diye özür diledi.

Sonra yine yürüdüler. Bir takım çocuklara rastladılar. Hızır (aleyhisselam) bu çocuklardan birini öldürdü. Bu hadiseyi gören Hazreti Musa (aleyhisselam): “Kimseyi öldürmediği halde sen tertemiz bir nefsi mi öldürürsün? Muhakkak ki, pek kötü bir şey yapmış oldun!” dedi.

Hızır (aleyhisselam) yine: “Ya Musa! Ben sana demedim mi ki sen benimle beraber sabredemezsin!” diye ihtarda bulundu.

Bu ihtar üzerine Musa (aleyhisselam): “Bundan sonra eğer bir şeyden daha sorarsam daha bana arkadaşlık etme! Zira benim tarafımdan özre ulaşmış oldun!” dedi.

Sonra tekrar yürüdüler. Bir belde ahalisine varınca onun ahalisinden yemek istediler. O memleket halkı ise onları misafir etmekten kaçındı. Derken orada yıkılmaya meyilli bir duvara rastladılar. Hızır (aleyhisselam) onu hemen doğrultuverdi. Hızır (aleyhisselam)’ın bu yaptığı da Musa (aleyhisselam)’ın garibine gitti de: “Onlar bize yemek vermediler, misafir etmediler. İsteseydin bu iş için onlardan bir ücret alabilirdin. Niye bunu bedava yaptın!” diye üçüncü kez itirazda bulundu.

Bunun üzerine Hızır (aleyhisselam): “İşte bu benimle senin aramızın ayrılışıdır. Şimdi sana sabretmeye kadir olamadığın şeylerin manasını haber vereyim.” dedi.

Gemi, denizde çalışan bir takım fakirlere ait idi. Ben onu kusurlu yapmak istedim. Zira onların ötesinde her sağlam gemiyi sahiplerinin elinden zorla alan bir cebbar melik vardı. Ben onu delmekle kusurlu yaptım. Böylece zalim hükümdarın onu ellerinden almalarına mani oldum.

Oğlana gelince: Babası ile annesi iki mümin idiler. Biz o çocuğun ana ve babasını azgınlığa sürüklemesinden ve küfre düşürmesinden korktuk. Eğer o çocuk bülûğa erseydi kâfir olacak ve ebediyen yanacaktı. O hale gelmeden onu öldürdük. İstedik ki Rableri onlara öldürülen çocuğun yerine ondan daha temizini ve hayırlısını ve merhametçe daha yakınını versin!

Duvara gelince: O şehirdeki iki yetim çocuğun idi. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da salih bir kimse idi. Rabbin diledi ki; onlar büyüsünler, bülûğa ulaşsınlar, definelerini kendi elleriyle çıkarsınlar.

Eğer o duvar yıkılsaydı, onun altındaki hazineyi bu beldenin insanları yağma edeceklerdi. Onun için o duvarı düzelttim. Bu işleri ben kendi reyimle yapmadım. Rabbim bana emretti ben de yaptım. İşte bu beyan olunanlar, sabrına takat getiremediğin işlerin tevilidir (açıklamasıdır).”6

Bu kıssada çok büyük ibretler vardır. Müslümanın başına ne bela gelirse o, Müslümanın daha büyük zararlarından kurtulmasına vesile oluyor. Geminin tahtasını koparmak sebebiyle ayıplaması; koca geminin kurtulmasına sebep olduğu gibi! Yani Allah Teâlâ Hazretleri kullarına zarar vermez fakat zarar suretinde bir muamele eder o kadar.

Geminin tahtasının kopması görünüşte yüzde yüz zarardır. Fakat hakikatte ise kârdır. Çocuğun öldürülmesi zarardır. Hakikatte kârdır. Duvarın düzeltilmesi görünüşte zarardır. Hakikatte kârdır. Size kötülük eden bir kimseye kızdığınız zaman biraz akıllı olun! Musa (aleyhisselam) bizi misafir etmeyenlerin duvarını niçin tamir ediyorsun diye kızmıştı. Neticeyi kıssada gördünüz.

Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Arif anı seyreyler
Görelim Mevlâ neyler
Neylerse güzel eyler.

Hiçbir cüz’i şer yoktur ki; küllî bir hayrı koltuğuna almasın! İşte evin yandı buna benzer, çocuğun öldü buna benzer, sana ne olsa buna benzer. Ama sende iman varsa eğer! İman yoksa bu işler cezadır. İman varsa mükâfattır.

اَلَّذ۪ينَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌۙ
قَالُٓوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

(اَلَّذ۪ينَ) Öyle kimseler (sabrediciler) ki, (اِذَٓا اَصَابَتْ) isabet ettiği zaman kime? (هُمْ) onlara, ne? (مُص۪يبَةٌ) bir musibet, yani kerih ve hoş olmayan bir hadise başlarına geldiğinde, (قَالُٓوا) derler, ne? (اِنَّا) muhakkak biz, kimin içiniz? (لِلّٰهِ) Allah (Teâlâ Hazretleri) içiniz, yani O’nun kulları ve köleleriyiz. (وَاِنَّٓا) Ve muhakkak biz (اِلَيْهِ) ancak ona (رَاجِعُونَ) dönücüleriz.

(Habibim! O sabredicilere müjdele) ki onlar, kendilerine bir musibet (belâ) geldiğinde: “Muhakkak biz (dünyada) Allah’ın (teslim olmuş kullarıy)’ız. Ve biz (ahirette de) ancak ona dönücüleriz.” derler.

Her mümin dünyada bazı belâlara giriftar olabilir. Ancak bunda nice hikmetler bulunduğunu, verilen nimetlerin alınan nimetlerden kat kat fazla olduğunu düşünmek lazımdır ve demelidir ki: “Veren de O’dur, alan da O’dur, ben de nihayet O’nun huzuruna varacağım.”

Ümmü Seleme (radıyallahu anha) validemizden şöyle bir rivayet vardır: Diyor ki: Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittim: Herhangi bir kula, bir musibet isabet eder de o kişi:

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ اللَّهُمَّ أْجُرْنِى فِى مُصِيبَتِى وَأَخْلِفْ لِى خَيْرًا مِنْهَا

“Şüphesiz biz Allah içiniz ve biz ancak O’na döneceğiz. Allah’ım! Beni bu musibetimde mükâfatlandır. Ve O’nun yerine bana ondan daha hayırlısını nasip et.” derse, mutlaka Allah Teâlâ Hazretleri musibetinden dolayı onu mükâfatlandırır. Ve yerine daha hayırlısını ihsan eder.

Ümmü Selem’e validemiz devamla: “Kocam vefat edince, Rasulullah’ın bana emrettiği gibi dedim. Allah Teâlâ hazretleri de kocamın yerine bana ondan daha hayırlı olan Rasulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) nasip etti de beni ona aile etti.” buyurdu.7

اُو۬لٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ
وَرَحْمَةٌ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ

(اُو۬لٰٓئِكَ) İşte onlar, (sabredenler) var ya (عَلَيْهِمْ) onların üzerine vardır, ne? (صَلَوَاتٌ) salâtlar, (medh-ü senalar, tazim ve mağfiretler) kim tarafından? (مِنْ رَبِّهِمْ) Rabbleri tarafından, daha ne vardır? (وَرَحْمَةٌ) ve büyük bir rahmet (lütuf ve ihsan) (وَاُو۬لٰٓئِكَ) Ve işte onlar (هُمُ) ancak onlar, kimlerdir? (الْمُهْتَدُونَ) hidayete erenler (Allah’ın emrine boyun eğdikleri için dosdoğru yola kavuşanlar)’dır.

İşte onlar (O, teslimiyet gösterip istirca‘ edenler yok mu?) Rableri tarafından salât (mağfiret, tazim ve medh-ü sena)’lar ve büyük bir rahmet (lütuf ve ihsan hep) onların üzerinedir. Ve işte onlar hidayete (her doğru ve gerçeğe) erenlerin ta kendileridir.

Muazzam bir ders! Cenab-ı Hak cümlemize tesirlerini nasip etsin! Âmin!

1) Muhammed Sûresi, 31
2) Maide Sûresi, 94
3) Kehf Sûresi, 7
4) Mülk Sûresi, 2
5) Kehf Sûresi, 62
6) Bu kıssa Kehf Sûresi: 60. ayetten başlayıp 82. ayete kadar anlatılmaktadır.
7) Müslim, Cenaiz: 3, No: 918, 2/631. İbni Mace, Cenaiz: 55, No: 1598, 1/509. Ahmed Bin Hanbel, 4/27.