İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
Hikmet Damlaları – Ocak 2018 Hikmet Damlaları Full view

Hikmet Damlaları

Hikmet Damlaları – Ocak 2018

MAHMUD USTAOSMANOĞLU
(kuddise sirruhû)

  أَعُوذُبِاللّٰهِمِنَالشَّيْطَانِالرَّج۪يمِبِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِالرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي هَدَانَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَا أَنْ هَدٰانَا اللّٰهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ 

صَلوُّا عَلىٰ رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.

صَلوُّا عَلىٰ شَفِيعِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.
صَلوُّا عَلىٰ طَبِيبِ قُلُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.

 

 

Ders Ayetleri: Kıyame Suresi 20-21

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَۙ ﴿02﴾ وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَۜ ﴿12﴾

Risale-i Kudsiyye’den

 

وَرَاءُ الْعِلْم اُولُوبْ ذَاتِيْلَهْ مَوْجُودْ 
بُو أَشْياَ جُمْلَهْ هَالِكْ ذَاتِي مُوْجُودْ      
وَرَاءُ الْعِلْمِي دِيلَهْ حَقَّهْ كِيدَهْ لِمْ 

مِثاَلِي يُوقْ اُودِرْ اَللهُ مَعْبُودْ
اُودِرْ وَاجِدْ اُودِرْ مَاجِدْ وَمَوْجُودْ
جَماَلَ باَ كَمَالَهْ سَيْر اِيدَهْ لِمْ

Ne acayip bilgiler! Anlamak için arif olmak lazım! İlk vazifemiz midemizi doyurmak, sırtımızı giydirmek değil, Allah’ı bilmek ve O’na ibadet etmektir.
Bize kalırsa, “Anne olayım da, anneanne olayım da, baba olayım da, dede olayım da, sonra ibadet edeceğim!” Din işleri önemsenmiyor; dünya sizin, ahiret Mahmud’un öyle mi? Ahiret hususunda bir şey denilince kızıyorsanız cahilsiniz demektir. Altmış, yetmiş, seksen, doksan da olsa seneler geçiyor, ömür bitiyor. Bir gün gelecek, ehemmiyet vermediğiniz o ahiretten sorulacaksınız.

وَرَاءُ الْعِلْم اُولُوبْ ذَاتِيْلَهْ مَوْجُودْ

“Mevla Teâlâ ilmin ötesinde kendi zatıyla vardır.”
Bizim ilmimiz, bilmemiz sınırlıdır. Mevla Teâlâ’nın nasıl mevcut olduğunu anlayamayız, idrak edemeyiz, keşfedemeyiz. Evet! Mevla Teâlâ ilmin ötesindedir. Nasıl diye soramayız.

مِثاَلِي يُوقْ اُودِرْ اَللهُ مَعْبُودْ

“Misali yok, O’dur Allah-u Ma‘bûd.”
Misali yok, benzeri yok, örneği yok demektir. Zıddı yok da diyebiliriz. Yaratılmış olan her şeyin bir zıddı vardır. Gecenin zıddı gündüz, fakirliğin zıddı zenginlik olması gibi!

اَلأَشْياَءُ تَنْكَشِفُ بِأَضْدَادِهَا

“Eşya zıtlarıyla inkişaf eder (açılır, anlaşılır.)”
İbaresi gereğince eşya zıtlarıyla anlaşılır. Mevla Teâlâ’nın zıttı yok ki, anlaşılsın! Lamba güneşe benziyor, her ne kadar güneş çok büyükse de yine de benziyor. İnsanın ruhunun da Allah Teâlâ Hazretlerinin Sıfat-ı Subutiyye’sine bunun gibi bir benzetmesi vardır.

Cenab-ı Hak ruh hakkında şöyle buyuruyor:

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِۜ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَل۪يلًا

“Sana ruhtan sual ederler. De ki: Ruh Rabbimin emrindendir! Size ise ilimden ancak az bir şey verilmiştir.”1
Biz ruhumuzu bilemedikten sonra, ondan daha latif olan Mevla Teâlâ’yı nasıl bileceğiz? Mevla Teâlâ misali olmayandır ancak ibadet olunan O’dur. Şu boyda, şu endedir diyebilir miyiz? Hayır, asla!
Mahmud O’nu bilse diyecek size ama bilemiyor. Mevla Teâlâ eserleriyle aşikâr, zatıyla gizlidir. Ruh da öyledir. Allah kimdir diye sorulsa: “Ancak ibadet olunandır.” cevabı verilebilir.

بُو أَشْياَ جُمْلَهْ هَالِكْ ذَاتِي مُوْجُودْ

“Bu eşyanın hepsi helak olucudur. Mevcut olan Mevla’nın zatıdır.”
Mevla Teâlâ’nın zatından başka her mevcut, mümkin’ül-vücuttur.
Mümkin: Vücudu da, ademi (yokluğu) da müsavi olandır. Yani vücudu kendi zatının muktezası ve icabı olmayan; var olması da yok olması da caiz olan şey demektir. Varlığı zatından olan, var olmak için hiçbir şekilde diğer bir şeye muhtaç olmayan ancak Allah’tır.

اُودِرْ وَاجِدْ اُودِرْ مَاجِدْ وَمَوْجُودْ

“O’dur vacid, O’dur Macid-u Mevcud.”
Bulan O’dur, ulu olan O’dur, var olan O’dur.

وَرَاءُ الْعِلْمِي دِيلَهْ حَقَّهْ كِيدَهْ لِمْ    
جَماَلَ باَ كَمَالَهْ سَيْر اِيدَهْ لِمْ

“Verau’l-ilmi dile, hakka gidelim. Cemali bâ kemale seyredelim.”

“Verau’l-ilm olan Allah’ı dile” Bakınız! Büyük Şeyh Efendi (kuddise sirruhu) Hazretleri verau’l-ilm olan Allah’ı dile buyurarak, âli himmet olmamızı, çadır kurup oturmamamızı, her an terakki etmemizi emrediyor.

Bir insan bu dünyada şeriatı tatbik eder ve tarikata çalışırsa, ruhu manen yükselir. Seyri süluk yapan kişi, emir âleminin beş latifesinin âlem-i kebirdeki asıllarında seyre başlar, bunları kat eder ve sonuna ulaşırsa, imkân dairesini tamamlamış olur.

İmkân dairesinden sonra, bu beş aslın da aslı olan Allah Teâlâ’nın isim ve sıfatlarının zıllerinde seyre başlar. Allah Teâlâ’nın lütfu ile esma ve sıfat mertebesine ulaşır. Oradan da birinci asla, ikinci asla, üçüncü asla terakki eder. Nihayet bütün basamakları aşınca, Zât-ı Pâk-i Sübhaniyye’ye ulaşır.

Mevla Teâlâ’ya giden yol var ama yürüyene tabii! Ya Rabbi! O yolları aşma isteği, sevgisi ver bizlere! Âmin!

وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِه۪ مُهَاجِرًا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا۟

“Ve her kim, hanesinden Allah (Teâlâ)’ya ve Rasulüne muhacir olarak çıkarsa, sonra da kendisine ölüm yetişirse, Allah (Teâlâ) Gafur’dur, Rahim’dir.”2

Durmayalım, Allah yolunda ümitle yürüyelim! Ecel bizi, terakki ederken bulsun! Mevla Teâlâ bakar ki insan çalışıyor, terakki ediyor, onu kendi Zatına kavuşturur. Şimdi gariplik zamanı, onun için Allah Teâlâ’ya kavuşmak daha çabuk olur.

Dersimizin ayetlerine başlayalım.

كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَۙ ﴿12﴾ وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَۜ ﴿12﴾

(كَلَّا) Hayır hayır! (بَلْ تُحِبُّونَ) doğrusu seviyorsunuz, neyi? (الْعَاجِلَةَ) dünyayı, (وَتَذَرُونَ) ve bırakıyorsunuz, neyi? (الْاٰخِرَةَ) ahireti.
“Hayır hayır! Doğrusu siz, peşini (dünya zevklerini) seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz (onu kazanmak için çalışmıyorsunuz.)”3
Bugünkü dersimizde Mevla Teâlâ’dan bizlere sitem var. Dünya hayatını seven, ahirete hazırlanmayı bırakmıştır. Dünyayı sevmek nasıl olur?
Mesela bir adam ticaretle uğraşıyor veya tarla kazıyor, ekip çiftçilik yapıyorsa fakat bununla beraber dini vazifelerini de ihmal etmiyor, Rabbini unutmuyorsa, böyle bir adama dünyacı denilebilir mi? Tabii ki hayır, neden?

Zira Mevla Teâlâ buyuruyor:

ف۪ي بُيُوتٍ اَذِنَ اللّٰهُ اَنْ تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ ف۪يهَا اسْمُهُۙ يُسَبِّحُ لَهُ ف۪يهَا بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِۙ ﴿63﴾  رِجَالٌۙ لَا تُلْه۪يهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَاِقَامِ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَٓاءِ الزَّكٰوةِۙ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ ف۪يهِ الْقُلُوبُ وَالْاَبْصَارُۙ

“(O kandil) o mescitlerde (yakılır ki) onların yüce tanınmasına ve içlerinde isminin anılmasına Allah (Teâlâ) izin vermiş (emretmiş)’tir. Buralarda sabah akşam (beş vakit) Allah’ı tesbih eder (namaz kılar)’lar. Öyle adamlar (vardır ki) ne bir ticaret, ne de bir alışveriş, Allah’ı anmaktan (ona gereği gibi ibadet etmekten ve emirlerine bağlanmaktan) namazı gereği gibi kılmaktan ve zekat vermekten kendilerini alıkoymaz. Onlar, bir günden (kıyametten) korkarlar ki, o günde kalpler ve gözler korkudan halden hale döner, kıvranır.”4

Şu halde bu şekilde alışveriş edenler, ticaretle uğraşanlar dünyacı değillerdir. Dünyayı sevenler, dünyacı olanlar o kimselerdir ki: Onlar iş yerinde alışveriş ederken, o esnada ezan okunmuş olsa: “Şimdi alışverişi bırakıp camiye gidemem, namazımı biraz sonra şurada kılarım.” diyenlerdir.

Ya da evinde otururken ezan okunmuştur, hiçbir manisi olmadığı halde cemaate katılmak için kalkıp camiye gitmeyenlerdir. Camide yapılan vaaz-u nasihat cemiyetlerine katılmayanlar da dünyacıdır. Nefislerinin kötü arzularını yerine getirmekten kurtulamayanlar da dünyacıdır, onlar dünyanın çocuklarıdır.

Nitekim bir beyitte şöyle gelir:

خلق اطفالند جز مست خدا  نيست
بالغ جز رهيده از هوا

“Allah’ın pehlivan (veli) lerinden gayrı, bütün insanlar çocuklardır.
Nefsin hevasından kurtulmuştan gayrı kişiler, büluğa ermiş değildir.”5
Altmış yaşına da gelse, bir kimse nefsinin hevasından kurtulmamışsa, Mevla Teâlâ’nın katında çocuktur.

Erzurum’da dinine sadık bir bakırcı varmış, bir gün önemli bir müşterisi gelmiş, tam ona satış yapacakken o anda ezan sesini duymuş, hemen satışı bırakıp camiye gitmiş, cemaate yetişmiş, namazını kılıp dükkânına döndüğünde bir de ne görsün, tartarken bıraktığı bakırlar, terazinin kefesinde altın olmuş.

Sizlerden biri derse ki, “Öyleyse ben de Efendime (kadının kocasını kastediyor) söyleyeyim, o da ezan okunur okunmaz alışverişi bırakıp camiye namaz kılmaya gitsin, bakalım dükkânına döndüğünde o bakırcı adam gibi altın bulabilecek mi?

Biz deriz ki: Evet, kazan dolusu altın bereketi bulacaktır. Hem dünyada hem ahirette! Mevla Teâlâ kullarının bazılarına bakırcıya verdiği gibi aşikâr verir, diğerleri ondan ders alsın için!

İzmir’den bir hoca kızımız telefon etti ve dedi ki: “Burada hocalık yapan arkadaşlar, cemaatlerine önce ilahi okuyorlar sonra vaaz-u nasihatte bulunuyorlar.” İlahi söylemekle şeriatı getireceklerini zannediyorlarsa, yanılıyorlar. Zira şeriatsızlık ile şeriat gelmez, bilakis şeriatı yaşamakla şeriat gelir.

Rahmetli babam köyümüzden bir hayli uzak olan Rakafol dediğimiz bir tarlada çalışırdı. Ezan vakti geldiğinde işini bırakır, camiye cemaate namaz kılmaya gelirdi. Lakin çoğu kere kendisinden başka hiçbir kimse de gelmezdi.

O da yalnız başına namazını kılar, tekrar tarlaya dönerdi. Her namaz vaktinde o uzak mesafeden üşenmeden camiye gelirdi ama ne yazık ki köy halkından kimse cemaate iştirak etmezlerdi. Bir gün onlara: “Camiyi tamamen bana bıraktınız, Allah razı olmasın sizden!” demişti.

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki:

لَا صَلَاةَ لِجَارِ الْمَسْجِدِ إِلَّا فِي الْمَسْجِدِ

“Mescidin yakınında oturanlar için ancak mescidin içinde namaz kılmak vardır.”6

Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan gibi birçok beldelerin halkı Müslümandır. Oralarda hemen hemen yirmi yedi bin cami vardı. Fakat zamanla Müslümanlar camiye gitmez oldular, imamlar namaz kıldıracak cemaat bulamıyorlardı.

Rus hükümeti Müslümanlara: “Camilerde görev yapan imamlara maaş veriyoruz, siz ise namaz kılmaya gitmiyorsunuz, gelin namazlarınızı camide kılın! Eğer gelmezseniz camilerinizi ibadete kapatırız.” diyerek ihtarda bulundular. Lakin bu ihtara da kulak verilmedi, sonunda o kadar cami kapatıldı.

Mescid-i Aksa bu gün kimlerin elindedir? Yahudilerin! Neden? Çünkü orada bulunan Müslümanların büyük bir çoğunluğu Mescid-i Aksa’ya namaza gitmiyorlardı da ondan! Ancak başka ülkelerden ziyaret maksadıyla gelen birkaç Müslüman orada namaz kılardı. Mevla Teâlâ da ceza kabilinden Müslümanların elinden Mescid-i Aksa’yı aldı.

İslam’ı hayatlarına tatbik etmekten üşenen kavim; Bosna Hersek’in belasına uğrar. Medreselerde öyle talebeler hocalar var ki, sarf, nahiv, tefsir, hadis okuyor, fakat namaz kılmıyor, bu olur mu hiç?

Namazlarımızı mutlaka kılacağız, hem de ezan okunur okunmaz. Camideki cemaat namaz kılarken, aynı vakitte evinde namaz kılan hanımlar da erkeklerin almış oldukları sevaba nail oluyorlar.

Hacı Dursun Efendi Hocamız: “Medreseleri gezdiğimizde, hangi medreseyi çok süslü, fiyakalı bulursak “Bu medreseden hoca çıkmaz. Zira buranın talebeleri dünyalık işlerle meşgul olmaktan ahirete hazırlanmaya vakit bulamazlar diye düşünürdük.” derdi.

Bizden önceki talebeler kendilerini ilme, ibadete öyle verirlerdi ki; yemek pişirmeye vakit bulamazlardı. Mevla Teâlâ ne buyurmuştu? “Hayır! (yaptığınız doğru değil) Doğrusu siz dünyayı seviyor, ahireti bırakıyorsunuz.”

Televizyon, video seyretmek, evlerde aile fertleri arasında sarfedilen malayani sözler, gereksiz konuşmalar, dünyayı sevmektir. Gülmeler, eğlenmeler dünyacılıktır. Fakat anne ve babaların çocuklarına onları eğitmek doğru yola sevketmek için yaptıkları konuşmalar buna girmez, bu dünyacılık değildir. Onlara mümkün mertebe ayet-i kerime ve hadis-i şerifler ışığı altında nasihatte bulunmak lazımdır.

Sure-i İnşikak’ta Mevla Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ وَرَٓاءَ ظَهْرِه۪ۙ ﴿01﴾ فَسَوْفَ يَدْعُو ثُبُورًاۙ ﴿11﴾ وَيَصْلٰى سَع۪يرًاۜ ﴿21﴾ اِنَّهُ كَانَ ف۪ٓي اَهْلِه۪ مَسْرُورًا ﴿31﴾

“Fakat kitabı (amel defterini) arka tarafından (sol eline) verilen artık “Helak” diye bağırır, (ölümü ister) ve Cehenneme girer. Çünkü o (dünyadaki) evinde keyifli ve sevinçli idi.”7

İmam-ı Masum (kuddise sirruhu): “Aile büyükleri, çocukların arasına fazla karışmamalı! Baba-anne, çocuklar, her biri evlerinin bir bölümünde ibadetle meşgul olmalıdırlar.” buyurmaktadır.

Mevla Teâlâ İnsan suresinde dünyayı sevenler hakkında şöyle buyurmaktadır:

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَٓاءَهُمْ يَوْمًا ثَق۪يلًا

“Çünkü bunlar (kâfirler) peşini (çabucak geçen dünyayı) severler ve önlerindeki ağır bir günü (ahireti) ihmal eder (bırakır)’lar.8

Bunlar dünyayı, yemeyi, içmeyi, süslenmeyi, ütülü elbiseler giymeyi seviyorlar. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ebubekir Sıddık (radıyallahu anh), İmam-ı Rabbani (kuddise sirruhu) ve diğer büyük insanlar, Allah dostları elbiselerini ütülediler mi? Nereden çıktı bu ütüleme meselesi? Bir elbise ütüleninceye kadar belki on rekât namaz kılınır.

Mesela yarın öleceğinizi bilseniz ütü yapar mısınız? Zamanınızı onunla geçirir misiniz? Hâlbuki ölüm size yarından daha yakın farkında değilsiniz! Dünya, bütün kâinatın sahibi olan Mevla Teâlâ’ya ulaştırmak için sizlere basamak olsun! O dünya’ya basın! Mevla Teâlâ’ya ulaşın!

1) İsra Sûresi, 85
2) Nisa Sûresi, 100
3) Kıyame Sûresi, 20-21
4) Nur Sûresi, 36-37
5) Mevlana Celalüddin Rûmî, Mesnevi, 1. Defter,
6) Hakim, Müstedrek, Salat, No: 898, 1/245. Abdurrezzak, Musannef, Salat, No: 1915, 1/497. İbni Ebi Şeybe, Musannef, Salat: 119, No: 3488, 3/195.
7) İnşikak Sûresi, 10-13
8) İnsan Sûresi, 27