İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
İsmailağa Kürsüsünden – Ocak 2019 İsmailağa Kürsüsünden Full view

İsmailağa Kürsüsünden

İsmailağa Kürsüsünden – Ocak 2019

İSMAİLAĞA KÜRSÜSÜNDEN
أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ     بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلَهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِين
﴿وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ﴾1
وَ قَالَ رَسُولُ للّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
2“مَطْعَمُهُ حَرَامٌ ، وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ ، وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ ، وَغُذِّيَ بِالحَرَامِ ، فَأَنِّى يُسْتَجَابُ لِذَلِكَ؟”
صَدَقَ رَسُولُ اللّهِ فِيمَا قاَل اَوْ كَمَا قَال النَّبِيُّ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

Cemaat-i Müslimîn, ihvân-ı dîn! Bizleri yemeye muhtaç olarak yaratan Allah Teâlâ, yiyeceklerimizi iki kısma ayırmıştır. Yemeyi seçmiyoruz yani yiyen insan olmak, yemeyen insan olmak gibi bir şey yoktur. Doğuştan yemeye mecbur olarak yaratılıyoruz. Lâkin önümüze gelen yiyeceklerimiz iki kısma ayrılıyor; bir kısmı helâl; bir kısmı ise haram…

İşte insan helâlle haram çatalının başında, kavşağında bırakılıyor. Helâl emrediliyor ama kul haramı da seçebiliyor, böylece imtihan ediliyor. Bakalım hangisini seçecek…

Yani bizi acıktıran, yemeye mecbur eden Allah Teâlâ’dır. Bu sebeple, “niye yedin” diye sorulmayacağız. Yediklerimizi seçen ise biziz! Bu sebeple, “şunu niye yedin” diye sorulacağız. Yemekten değil, yediklerimizden sorulacağız.

Bu bakımdan ey Müslümanlar, helâl, helâlin de ötesinde tayyib yani tertemiz olanları yemek lazım! Bununla beslenmeli ve bakımını, babalığını yaptığımız aile ve evlatlarımızı da helâlle beslememiz lazımdır.

(طَلَبُ الحَلَالِ جِهَادٌ) “Helâli aramak, helâlin peşine düşmek, cihaddır.”3 buyruluyor. Bu bir tür cihaddır, cehddir yani gayrettir. Bazen helâl uzakta olur, derinde olur, yüksekte olur; ona ulaşmak zor olur. Ama her zaman helâlin peşinde olacağız ey Müslümanlar!

Bu beden, yeryüzündekilerle beslenebilir. Yalnız, en orijinal besin helâldir. Haramla olursa, karnını doyurursun ama kalbini bozarsın! Yani bedenin gıdası verilmiş olur lâkin ruh zehirlenmiş olur ey Müslümanlar!

Onun için kursağımızdan aşağıya inene dikkat edeceğiz. Yeryüzünde helâl var, haram var (يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًاۘ)  Yeryüzünde helâl de var haram da, siz helâli yiyin! Helâl, hem de tayyib yani hiç tartışmasız helâl. Üzerinde hiçbir şüphe olmayan helâl, bunu yiyin!4

Ey Müslümanlar! Arabalarınız için, arabalarınızın benzini-gazı için istasyonlardan istasyon seçiyorsunuz; falan yerin benzini kalitelidir, temizdir diye! Buna saygı duyulur ancak kendi yediklerimiz için de bu seçimi yapmalı, yediklerimize de dikkat etmeliyiz.

(فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِه۪ۙ) İnsan yediğine dikkat etsin!5 Helâl midir, haram mıdır, baksın Ey Müslümanlar! İki tane elma; biri size helâl olsa, diğeri haram olsa, bunların helâl olanıyla haram olanını dilinizle fark edemezsiniz. Bunu dil değil, din ayırır.

Tattığın zaman ikisinin de tadı aynıdır. Bir ağacın dalında iki tane elma… O ağacın sahibi, şunu yiyebilirsin demiş, diğeri için dememişse izin verdiği helâl, diğeri ise haramdır. Ama ikisinin tadı aynıdır hatta bazen haram olan daha tatlıdır. Bunları ayıran dil değildir! Yani diline vursan; helâl olan elmayla haram olan elmanın tadı arasında bir farklılık göremezsin! İşte o helâlle haramı fark eden dindir Müslümanlar!

Onun için, dinin haram-helâl ölçülerine çok dikkat edeceğiz. Bakınız, câlib-i dikkat durumdur ki, Ashâb-ı Kehf yani mağarada barınanlar; imanlarını, davalarını savunabilmek ve muhafaza edebilmek için mağaraya girmeye mecbur kalan o gençler, üç yüz dokuz sene uyudular. Uyuyan insan yemez-içmez. Yemeğe ihtiyacı yok lakin uyanır uyanmaz acıktılar. Biz biliyoruz ki onlar 309 sene sonra uyandılar. Ama onlar bunu bilmiyorlar. Biz biliyoruz ki onların izini takip eden Dekyanus ölüp gitmiş ve Cehennemi boylamış, herhangi bir izi yahut eseri kalmamış; ama onlar öyle bilmiyorlar. “Ya sabah geldik, ya yarım gün durduk.” diye düşünüyorlar. Dolayısıyla zannediyorlar ki, her tarafta aranıyoruz. Yakalandıkları zaman kesin infaz edileceğiz. Ölüm tehlikesi altında yaşıyorlar. Hayatları tehlikede!

Böyle bir ortamda, aralarında geçen konuşmaları Cenâb-ı Hak bizlere haber veriyor. İçlerinden birisi, (فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪) Birinizi şu gümüş parayla (اِلَى الْمَد۪ينَةِ) çarşıya gönderin, çarşıya gitsin erzak, kumanya alsın, ama (فَلْيَنْظُرْ) iyi araştırsın (اَيُّهَٓا اَزْكٰى) çarşıdakilerin en temizi hangisiyse onu alsın! Orada bulunmayandan sorumlu olmaz ama orada olanların en temizini araştırması lazım! (فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ) çarşıda, pazarda, piyasada olan erzağın en temizinden size erzak getirsin, bize getirsin! (وَلْيَتَلَطَّفْ) ama lâtif davransın, şüphe uyandırmasın, dikkat çekmesin (وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَدًا) bizi kimseye bildirmesin!6

Yani can tehlikesindeyken bile en temiz yiyecek aramaktan vaz geçmediler. “Yahu bakma, arama, git ne varsa al getir,” böyle bir mantık yoktur. Araştırmak lazım!

Nakletmiş olduğumuz ayet-i kerimede Allah Teâlâ beğenmediği insanların bir yönünü beyan etmek suretiyle buyuruyor ki, (وَاِذَا تَوَلّٰى) döndüğü zaman demek olabilir, senin yanından dönüp gidince veya işi üzerine alınca iş başına gelince iş başı yapınca (سَعٰى فِي الْاَرْضِ) yeryüzünde yetkisinin olduğu yerlerde çalışır. (لِيُفْسِدَ ف۪يهَا) Orada ifsad etmek için çalışır, böyleleri var; Allah-u Teâlâ’nın lânetlediği insanlar bunlar! (وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ) Ve ekini, gıdayı bozmak için çalışır, (وَالنَّسْلَ)  yiyeceği bozunca peşinden yiyeni de bozmuş oluyor, yani nesli de bozmuş oluyor. Bozukla beslenen bozulur. (وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ) Allah-u Teâlâ ise fesadı, kokuşmayı, çürümeyi ve haramı sevmez.7

Nakletmiş olduğumuz hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem) bir adamdan bahsediyor. Adamın biri: “Yâ Rab” diyerek yalvarıyor! Rasûlüllah (sallâllâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki, yani yalvarıyor da o duaları yapan insan, o istediklerine layık olsa ne âlâ; ama öyle değil! Peygamber Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: (مَطْعَمُهُ حَرَامٌ) yediği haram, kursağı haram dolu! Haram yemiş! (وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ) içtikleri haram (وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ) ve giydiği haram (وَغُذِّيَ بِالحَرَامِ) ve haramla gıdalanmış, haramla ambalaj olmuş, haram her tarafını kaplamış. (فَأَنِّى يُسْتَجَابُ لِذَلِكَ؟) O adam: “Yâ Rab!” dese bile duası nasıl kabul olacak ki?8  Hani kardan adam diyorsunuz ya işte onun misali, adam adeta haramdan adam olmuş, haram küpüne batmış bir adam!

Onun için Müslümanlar, içerisinde bulunduğumuz şartlar zor olsa da, Ashâb-ı Kehf’ten daha zor şartlarda değiliz ya! Veya olsak bile, onlar gibi olmak, yani piyasanın en temizini arayıp bulmak ve yemek-yedirmek zorundayız…

1) Bakara Sûresi, 205.
2) Müslim, “Zekât”, 19 (1015).
3) Abdullah ibni Abbas’tan (radıyallâhu anhümâ) gelen rivayet bu lafızla, el-Kudâî’nin “Müsnedü’ş-Şihâb” adlı eserinde senediyle birlikte (No. 82) kayıtlı bulunmaktadır. Ayrıca, farklı tarik ve lafızlarla gelen uzun rivayetlerin kısa bir bölümü olarak farklı hadis kitaplarında da yer almaktadır.
4) Bakara Sûresi, 168’den.
5) Abese Sûresi, 24.
6) Kehf Sûresi, 19’dan.
7) Bakara Sûresi, 205.
8) Müslim, “Zekât”, 19 (1015).