İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
İsmailağa Kürsüsünden – Şubat 2019 İsmailağa Kürsüsünden Full view

İsmailağa Kürsüsünden

İsmailağa Kürsüsünden – Şubat 2019

İSMAİLAĞA KÜRSÜSÜNDEN

 

 

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ     بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

 

 

اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا ﴿1﴾11

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

“لَا يَزَالُ اللَّهُ يَغْرِسُ فِي هَذَا الدِّينِ غَرْسًا
يَسْتَعْمِلُهُمْ فِي طَاعَتِهِ2

صَدَقَ رَسُولُ اللّٰهِ فِيمَا قَالَ اَوْ كَمَا
قَالَ النَّبِيُّ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

Cemaat-i Müslimîn! İhvân-ı dîn! Birbirinden farklı dört mevsim vardır. Mevsim yaz olur; sıcaktan çok bunalır, yanarız! Mevsim kış olur; soğuktan çok darlanır, donarız! Sonbahar ise şöyle böyledir lâkin İlkbahara hiç kimsenin bir itirazı olmaz. Yani en hoş mevsimdir. Çünkü hem mevcut hava son derece mülâyimdir, hem de önümüzde bir yaz mevsiminin var olduğunu biliriz. Sonbahara geldiğimizde havalar biraz serinler ama önümüzde kış olduğunu biliriz. Bu sebeple, pek beklentimiz olmaz.

Ey Müslümanlar, insan hayatı da işte böyle, mevsimler gibidir! Hayatın safhaları, devreleri vardır. Çocukluk devresi, Allah Teâlâ katında mükellef-mesul olmadığımız bir devredir. Orayı geçelim… Ondan sonra şöyle üç devre sayabiliriz; gençlik, orta yaşlılık ve de -yaşayanlar için- yaşlılık devresi…

Ey Müslümanlar! Orta yaşlılık, biraz yaz mevsimine benzer. Artık senden bir şeyler beklenir. İş görmeli, iş yapmalısın! İşin olmalı; çünkü aş bekleyen, ekmek bekleyenlerin vardır. Bu sebeple, orta yaşlılık, yani babalık çağı bu meşgalelerle geçer. Ondan sonra yaşlılık dönemi başlar. Belki işleri görmüş, unu elemiş ve eleği asmış, emekli olmuşsundur. Gönül çok yaşamak istese bile, hani arkadaşlarının birer birer gitmesinden de görürsün ki, ölüme artık yaklaşmışsındır. Hastalık, düşkünlük ve zafiyetlerle uğraşırsın! Nitekim gençlik devresi, hayatın en verimli zamanıdır ey cemaat-i müslimîn!

Onun için piyasada, “Kendimi altmış yaşında gibi görüyorum” diyen birine hiç rastlamayız da, altmışına-yetmişine gitmiş, işi bitmiş insanlardan bazılarının, “Ben kendimi, on sekiz yaşında delikanlı gibi görüyorum” dediğine, böyle acınacak hâlde bulunan insanlara rastlarız. Daima arzu edilen, sevilen, hiç bırakılmak istenmeyen bir gençlik devresi vardır ki, gelip geçer…

Şimdi, gençliğini geçiren babalar ve de babalıktan sonra yani evlâdını gördükten sonra torununu gören dedeler olarak bizler, artık mazi durumundayız lâkin daha çocukluk veya gençlik çağına girecek yahut gençlik çağında bulunan kimseler ise bizim istikbalimiz, yani geleceğimizdir. Dolayısıyla, gençlerimiz en kıymetli varlığımızdır. Bu böyle olduğu için dinimizin ve milletimizin düşmanları gençliğe musallat olmuşlardır. İşte bu meyanda babalar, evlât sahibi olanlar, dedeler ve torun sahibi kimseler olarak evlâtlarımıza ve torunlarımıza sahip olacağız. Babalığımızın, dedeliğimizin gereğini yapacak, geleceğimiz olan neslimize sahip çıkacağız.

Baba ve dede olarak bizlerin durumu o kadar önemli değil. Biz yapacaklarımızı büyük ölçüde yaptık. Ama gençliğimiz, bizden daha âlâ, yani daha üstün daha ileri olmak durumundadır. Onun için kendimizden çok neslimize ağırlık vermek zorundayız.

“Biz olamadık, yani biz tam bir Müslüman, tam bir mü’min, tam bir kul ve tam bir ümmet olamadık, bari benim oğlum, benim kızım, benim torunum benden daha iyi, benim olamadığım o güzel Müslümanlığı o yapsın!” demek lâzım ey cemaat-i Müslimîn!

Yani babalar ve dedeler olarak hepimiz gönlümüzde nesil endişesi bulundurmalıyız. Unutmayalım ki, Allah Teâlâ her kulunu sever; ama genç kulunu daha başka sever,

(إِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الشَّابَّ الَّذِي يُفْنِي شَبَابَهُ فِي طَاعَةِ اللّٰهِ)

“Allah (celle celâluhû), gençliğini, kendisine ibadette, yani kulluk içinde geçiren gençleri sever.”3 Çünkü orta yaşlılık ve yaşlılık nispeten biraz daha olgunluk ve durgunluk zamanı olduğu için, o vakitlerde kulluk daha kolaydır. Buna mukabil gençlik, heyecan vaktidir. Bakın, “Delikanlı” diyorsunuz! Bir hareket, bir heyecan ve bir güç var. Bundan da öte, Allah (celle celâluhû) korusun maalesef her çeşit isyan noktasında ortam da var.

Günümüzde piyasa her çeşit isyana müsait durumda… Böyle bir ortamda, gençliğimizin bu tuzaklara, şeytan, nefis ve şeytanların askerlerinin tuzağına düşmesine engel olmalıyız ey Müslümanlar! Bu noktada teyakkuzda olmalıyız! Üzerimize düşeni fazlasıyla yapmalıyız. Ancak, sözlü olarak yapmamız gereken uyarılardan önce ve öte, kendilerinden nasıl bir Müslümanlık bekliyorsak, özümüzle onlara, beklediğimiz o Müslümanlığı ortaya koymalı ve örnek olarak onlara sahip çıkmalıyız. Onları iter ve Allah’ın (celle celâluhû) dininden soğutur, yani Dîn-i Mübîn-i İslâm’a ısındırmayı başaramazsak, bu sefer o gençleri birileri isyana, tuğyana, Şeytana ve şehvete ısındırabilir.

Ey Müslümanlar! Gençliğin külfet, masraf ve zahmeti bize ait ama nimeti başkalarına ait olmasın! Bu gençliği besleyip büyüten biz isek; yetiştiren ve eğiten de biz olmalıyız. İslâm’la yoğrulmalıdır gençlerimiz! İslâm, Kur’ân-ı Kerîm’in ve Muhammed Mustafa’nın (sallâllâhu aleyhi ve sellem) aşk ve sevdasıyla, ahiret bilinciyle yetiştirilmelidir gençlerimiz!

Allah Teâlâ, dinini yaşlılara göndermemiştir. Bugün kamu veya özel hiçbir şirket yaşlı kimseleri işçi olarak istihdam etmiyor. Bugün öyle bir anlayış var ki, sanki Allâh Teâlâ’nın dini emeklilere gelmiş! Emekli olan dine dönecek! Nasıl yapacaksın ki bunu? Dünya işini yapamıyorsun, dünyadan emekli olmuşsun, dini nasıl yapacaksın? Elbette ne kadar yapabiliyorsak, yapmaya devam edeceğiz; lâkin unutmayacağız, nasıl ki dünya işi gençlikte başlıyor, kulluk da gençlikte başlar. Kaliteli işçiliği gençlik yaptığı gibi kaliteli kulluk ve ümmetliği de gençlik yapar. Onun için gençlik üzerinde çok durmalıyız Ey Müslümanlar!..

Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de bazı gençleri örnek göstermiştir bizlere! O gençleri örnek almalı ve gençlerimizin de örnek almasını sağlamalıyız. İşte, Ashâb-ı Kehf, Allâh-u Teâlâ’nın beğendiği, methettiği insanlar! Bunların genç olduğu ayrıntısını beyan ediyor,

(اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ) “Gençler mağaraya sığındılar.”4 buyurarak. Bugün mağaraya çıkanlar var, terör için, kan akıtmak için. Bize örnek gösterilenler ise iman için mağaraya sığındılar. İmanlarını şehirde muhafaza edemeyeceklerini gördüler ve imanlarının muhafazasının adresi olarak mağarayı gördüler. Gerektiğinde şehri terk edip mağaranın yolunu tuttular. Ey Müslümanlar! İbrahim (aleyhisselâm) Nemrut’un putlarını kırıyor, Allah Teâlâ buyuruyor ki: (سَمِعْنَا فَتًى) “Bir genç duyduk.”5 Demek İbrahim (aleyhisselâm) gençmiş. Ey Müslümanlar bakın, Allah Teâlâ İbrahim’in (aleyhisselâm) gençliğini ayrıca zikrediyor. Allah Teâlâ bir başka âyet-i kerîmesinde Yûsuf (aleyhisselâm) ’dan bahsediyor;

(أَحْسَنُ القَصَصُ) kıssaların en güzeli Yûsuf (aleyhisselâm)’ın kıssası, orada bir husus da şudur ki, belki de en önemli meseledir; Yûsuf’un (aleyhisselâm) önüne bir zina ortamı, bir zina teklifi hatta emri geliyor! Bir emir! Onu köle eden insan, kendisinden bu işi istiyor.

(وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَٓا اٰمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ) “Benim ona emrettiğim bu zinayı yapmazsa Yûsuf, onu şüphesiz zindana atacağım” (وَلَيَكُونًا مِنَ الصَّاغِر۪ينَ) “Alçak olacak, perişan olacak sürünecek zindanlarda”6 diyor. Peki, Yûsuf (aleyhisselâm) ne diyor? Diyor ki, (رَبِّ) yâ Rab, (اَلسِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ) zindan bana daha sevimlidir, (مِمَّا يَدْعُونَنِي اِلَيْهِ) onların beni çağırdığı zinadan.”7 Ya Rab, beni zindana düşür, zinaya düşürme! diyor.

İşte, ey Müslümanlar! Allah Teâlâ’nın sevdiği, beğendiği kul! Netice, zinadan kaçtığı için zindana düşmüştür. Zindana atılmış ve on beş küsur sene zindanda haksız yere yatmıştır. Ama netice ne olmuştur? Netice, Mısır’a sultan olmuştur. O da geçicidir. Esas olan âhirettir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur: (وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ) “Âhiretin mükâfatı daha hayırlıdır.”8 Netice olarak âhirette sultan olup cennet saraylarında arz-ı endâm ediyor cemaat-i Müslimîn…

Peygamber Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem) ibâdete devam eden gençlerin fazîleti hakkında şöyle buyuruyor: “Mahşerde güneş tavan boyu yaklaşacak. İnsanlar boğazlarına, kulak yumuşaklarına kadar tere boğulacak ve sadece gölge isteyecekler. Cenâb-ı Hâk, bütün bu mahşer halkı içerisinde yedi zümreyi seçecek. Bu zümrelerden biri de, Allah Teâlâ’ya ibadetle büyüyen, gençliğini ibadet ortamında geçirenler zümresidir. Cenâb-ı Hâk, onları mahşerin o dehşetli ortamından seçip arşının gölgesine alacaktır.”9

Girişte nakletmiş olduğumuz hadîs-i şerîfte de Peygamber Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem): “Allah Teâlâ bu din için gençler, fidanlar yetiştirecektir ve onları dininin hizmetinde istihdam edecektir.”10 buyurmaktadır.

Rabbimizden niyazımız; bizim gençlerimizin böyle olmasıdır. Allah Teâlâ’dan bunu isteriz! Ama gece-gündüz buna çalışalım! Gençliğimize sahip çıkalım! Unutmayalım ki, biz sahip çıkmazsak, başkaları kazanıyor. Sen besliyorsun, başkası yetiştiriyor. Çocuk senin, çocuğa sorulduğu zaman sözüyle “Muhammed’in (sallâllâhu aleyhi ve sellem) ümmetiyim.” diyor ama bakıyorsunuz; onun düşmanlarına hayran da olabiliyor. İşte bu çelişkilerin yaşanmaması için gençliğimiz gibi, en kıymetli varlığımıza sahip olmalıyız, sahip olmalıyız, sahip olmalıyız…

1) Kehf Sûresi, 10.
2) İbn Mâce, “Mukaddime” 8.
3) Süyûtî, el-Câmi‘u’s-Sağîr, 1/65,
No. 1867; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-
Evliyâ, 5/394.
4) Kehf Sûresi, 9’dan.
5) Enbiyâ Sûresi, 60’dan.
6) Yûsuf Sûresi, 32’den.
7) Yûsuf Sûresi, 33’ten.
8) Yûsuf Sûresi, 57’den.
9) İlgili hadîs-i şerîfin tam metni için bkz. Buhârî, “Ezan”, 36, “Zekât”, 16, Rikak 24; Müslim, “Zekât”, 91.
10) İbn Mâce, “Mukaddime”, 9.