İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
Hikmet Damlaları – Mart 2019 Hikmet Damlaları Full view

Hikmet Damlaları

Hikmet Damlaları – Mart 2019

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ         بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

 

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَٓا اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُۚ لَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۜ

صَلُّوا عَلٰى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ: اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ.

صَلُّوا عَلٰى شَفِيعِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

صَلُّوا عَلٰى طَبِيبِ قُلُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

 

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلّٰىۙ ﴿31﴾ وَلٰكِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۙ ﴿32﴾ ثُمَّ ذَهَبَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ يَتَمَطّٰىۜ ﴿33﴾ اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۙ ﴿34﴾ ثُمَّ اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۜ ﴿35﴾ اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًىۜ ﴿36﴾ اَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنٰىۙ ﴿37﴾ ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوّٰىۙ ﴿38﴾ فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۜ ﴿39﴾ اَلَيْسَ ذٰلِكَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتٰى ﴿40﴾

Bir gün Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ebu Cehil’e rastladı ve elbisesinden tutarak: “Helâk senin içindir, tekrar senin içindir. Sonra helâk senin içindir, yine senin içindir.” dedi.[1]

Bunun üzerine Ebu Cehil, Efendimiz’e (sallalllahu aleyhi ve sellem) “Ey Muhammed beni tehdid mi ediyorsun? Sen ve senin Rabbin bana hiçbir şey yapmaya kadir değilsiniz! Ben bu vadinin en ulusuyum ve en kuvvetlisiyim.” dedi, sonra hemen süratle dönüp gitti. Sonra Mevlâ Teâlâ Nebisinin Ebu Cehl’e söylemiş olduğu sözleri ayetler olarak inzal buyurdu:

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلّٰىۙ ﴿31﴾ وَلٰكِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۙ ﴿32﴾ ثُمَّ ذَهَبَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ يَتَمَطّٰىۜ

(فَلَا صَدَّقَ) Tasdik etmedi, (وَلَا صَلّٰى) namaz da kılmadı, (وَلٰكِنْ) lakin, (كَذَّبَ) yalanladı, (وَتَوَلّٰى) ve geri döndü, (ثُمَّ) sonra, (ذَهَبَ) gitti, nereye? (اِلٰٓى اَهْلِه۪) ehline, (يَتَمَطّٰى) gerine gerine!

“Tasdik etmedi, namaz da kılmadı velâkin yalanladı ve geri döndü. Sonra, salına salına (gerine gerine) ehline gitti.”[2]

Geçtiğimiz akşam gencin biri, bir arkadaşıyla beraber camide yanıma geldi. Arkadaşının dinsiz olduğunu, görüşlerinin yanlış olduğuna dair hiç kimsenin onu ikna edemediğini ve son çare olarak, kendisini bana getirdiğini söyledi.

Geçenlerde de bir üniversiteli geldi. Medresede Arapça okuyan bir kardeşinin olduğunu söyledi. Kardeşi kendisine Arapça öğretmek istiyormuş, fakat o kabul etmiyormuş. Ona: “Neden Arapça öğrenmek istemiyorsun?” dedim.

Bunun üzerine üniversiteli genç ne dese beğenirsin: “Üniversitedeki adamlar bizi öyle bir şüpheye düşürdü ki, bin defa okusak bize fayda vermez.”

Dinsiz, imansız oluyorlar da halâ oraya gidiyorlar, bu ne gaflet, ne belâdır Ya Rabbi!

Ebu Cehil’in, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) tebliğini kabul etmeyip sallanarak eve gitmesi üzerine Mevlâ Teâlâ:

اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۙ ثُمَّ اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۜ

(اَوْلٰى لَكَ) Helâk senin içindir, (فَاَوْلٰى) tekrar senin içindir, (ثُمَّ) sonra, (اَوْلٰى) helâk, (لَكَ) senin içindir, (فَاَوْلٰى) yine senin içindir.

“(Ey insan!) Helâk senin içindir, tekrar senin içindir, sonra helâk senin içindir, yine senin içindir.”[3] buyurdu.

Sabah yediğimiz taze, yumuşak ekmekleri, reçelleri, içtiğimiz sütleri, yaktığımız ateşleri, teneffüs ettiğimiz havayı hep Mevlâ Teâlâ yarattı.

Bir üniversiteli dedi ki: “Ben de Allah gibi yaratırım, toprağı kavanoza koyarım, havasız kalır böcek olur.” Ben de: “Toprağı kim yarattı?” diye sordum. O zaman: “Doğrusu orası aklıma gelmedi.” dedi.

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًىۜ

(اَيَحْسَبُ) Zanneder mi? Kim? (اَلْاِنْسَانُ) insan, neyi? (اَنْ يُتْرَكَ) terk olunacağını, nasıl? (سُدًى) başıboş.

“Sanır mı insan, başıboş bırakılacak?”[4]

İnek, koyun, keçi gibi hayvanlar, sahiplerinin otlaklarından başka otlaklara da, önlerine gelen her yere de girerler. Biz her yere giremeyiz, çünkü hayvan değiliz. İnsanı hayvandan ayıran şeriattır.

İnsanoğlu hiçbir şeyle emr olunmayacağını, hiçbir şeyden nehy olunmayacağını, sorgu, hesap, ceza ve mükâfat görmeyeceğini mi sanıyor? Buna mı inanıyor? Öldükten sonra dirilmeyi kendi aklınca uzak görüyor, ilk yaratılışını hiç düşünmüyor. Hâlbuki:

اَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنٰىۙ ﴿37﴾ ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوّٰىۙ ﴿38﴾ فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۜ

(اَلَمْ يَكُ) Değil miydi? Ne? (نُطْفَةً) nutfe, neden? (مِنْ مَنِيٍّ) meniden, öyle meni ki, (يُمْنٰى) dökülüyor, (ثُمَّ) sonra, (كَانَ) oldu, nedir oldu? (عَلَقَةً) (içi canlı) kan pıhtısı, (فَخَلَقَ) (Allah) onu yarattı, bütün vücudunu tamamladı, (فَسَوّٰى) düzeltti (bir insan hâline getirdi), (فَجَعَلَ) yarattı, neden? (مِنْهُ) ondan (o meniden), kimi? (اَلزَّوْجَيْنِ) iki eş, iki sınıf, ondan bedel? (اَلذَّكَرَ) erkek, (وَالْاُنْثٰى) dişi.

“Dökülen meniden bir nutfe değil miydi? Sonra meniden bir kan pıhtısı olmuş da, Allah onu yarattı, derken (insan) biçimine koydu, nihayet o meniden erkek ve dişi eş yarattı.”[5]

Bakın insan neden yaratıldı. Bir insanın bunu yapması mümkün mü? Değil, öyleyse onu yapana, Rabbimize kullukta bulunalım ki büyük adam olalım! O’na kullukta bulunmadan büyük adam olur musun zannediyorsun? Hayır, asla! Ancak olsa, olsa kulakların büyük olur.

اَلَيْسَ ذٰلِكَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتٰى

(اَلَيْسَ) Olmadı mı? (ذٰلِكَ) bunları yaratan, kimdir olmadı mı? (بِقَادِرٍ) kadir, ne üzerine kadir? (عَلٰٓى اَنْ يُحْيِيَ) diriltmeğe, kimi? (الْمَوْتٰى) ölüleri,

“Bunları yaratan, ölüleri diriltmeye kâdir değil mi?”[6]

İslâm memleketi olan ülkemizde öyle acayip kitaplar okutuluyor ki, o kitapları okuyup da imansız olmamanın çaresi yok! Video, televizyon seyredilmemeli, vaaz bile olsa! Ben size doğruyu söylüyorum, sözümü tutarsanız kazanırsınız, tutmazsanız benim vazifem sadece tebliğ etmektir.

Nitekim Sûre-i Şura’da Mevlâ Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَاِنْ اَعْرَضُوا فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظًاۜ اِنْ عَلَيْكَ اِلَّا الْبَلَاغُۜ

“Yine (iman etmekten) yüz çevirirlerse, biz de seni üzerlerine (amellerini gözetecek) bir bekçi göndermedik ya! Sana düşen ancak tebliğdir.”[7]

[1] Mervezi, Ta’zimü Kadri’s-Salat, No: 56. İbn Kesir, Tefsir, Kıyame Sûresi: 34. Ayetin tefsiri.

[2] Kıyame Sûresi: 31-32-33

[3] Kıyame Sûresi, 34-35

[4] Kıyame Sûresi, 36

[5] Kıyame Sûresi, 37-38-39

[6] Kıyame Sûresi, 40

[7] Şûra Sûresi, 48