İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
İsmailağa Kürsüsünden – Nisan 2019 İsmailağa Kürsüsünden Full view

İsmailağa Kürsüsünden

İsmailağa Kürsüsünden – Nisan 2019

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

﴿ وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلًا ﴾1
صَدَقَ اللّٰهُ العَظِيمُ
وَ قَالَ رَسُولُ للّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
“إنَّ ممَّا أدرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلَامِ النُّبوَّةِ الأولٰى: إِذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ”2
صَدَقَ رَسُولُ للّٰهِ فِيمَا قاَل اَوْ كَمَا قَال النَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

Cemaat-i Müslimîn! İhvân-ı dîn! Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: (وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ) “Ve Rabbin dilediğini, dilediği şekilde yaratır.” Bu, hem yaratmıştır hem yaratıyor hem de yaratacaktır, manalarını içine alır. (وَيَخْتَارُ) “O, dilediğini seçiyor.”3 Allah Teâlâ, bizleri erkekler ve kadınlar olarak yaratmıştır. Öyle istemiş, böyle dilemiştir. Nitekim ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
(يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى) “Ey İnsanlar, erkekler ve kadınlar olarak; bir erkek ve bir dişiden sizi yarattık.”4
Allah Teâlâ, erkeklere, kadınlara karşı; kadınlara da erkeklere karşı arzu-meyil koymuştur. Bu fıtrî bir durumdur yani yaratılıştandır, ilâhî bir kanundur!
Onun için cinsler arasında karşılıklı olarak hem bir ihtiyaç hem de bir istek vardır. Erkeğin kadına muhtaç olduğu yönler olduğu gibi kadının da erkeğe muhtaç olduğu yönler vardır. Hem ihtiyaç hem de istek söz konusudur. Ancak erkeği ve kadını bir cins olarak yaratıp birbirine hem muhtaç hem de istekli olarak halk eden Allah Teâlâ, her şeye bir kanun koyduğu gibi kadınla erkeğin birbirinden ihtiyacını gidermesi, istifade etmesi ve isteklerini tatmin etmesi noktasında da bir kanun koymuş, hudutlar tayin etmiştir. Bizi isteklerimizle, şehvetimizle ve ihtiyaçlarımızla baş başa bırakmamış, bu ihtiyaçları gidermenin yolunu da belirlemiştir. Dünya imtihan yeri olduğundan burada yollar da, biri Rahmân’ın, diğeri şeytanın olmak üzere iki tanedir.
Ey Müslümanlar! Kadınla erkeğin birbirinden istifade edip ihtiyaçlarını gidermesi konusunda Allah Teâlâ’nın önümüze koyduğu yol, nikâhtır. Şeytanın, erkekle kadının yakınlaşması ve ihtiyaçlarını giderip faydalanması konusundaki yolu ise zinadır.
Rasûl-i Ekrem (sallâllâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz: (النِّكَاحُ سُنَّتِي) “Nikâh, benim yolumdur.” buyuruyor. O da beşer olup aynı ihtiyaçlara sahip bulunduğundan: “Nikâh, benim yaptığımdır.” buyurmuş oluyor. Onun yolu ve yaptığı da, Allah Teâlâ’nın buyurduğu yol demektir. Dolayısıyla, bizim yolumuz da bu yol olmalıdır.
Rasûl-i Ekrem (sallâllâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz hadis-i şerifin devamında: (فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي) “Benim yolumdan yüz çeviren, benden değildir.”5 buyuruyor. Bu hadis-i şerif, umumen her noktadan onun yolundan çıkmamak gerektiğine şamil olduğu gibi hususî olarak da nikâh, yani erkeklerin kadınlardan istifade noktasında, kadınların da erkeklerden istifade noktasında nikâh dışında bir yol tutmamaları gerektiği anlamına geliyor. Dolayısıyla bu konuda farklı bir yol tutmak, Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi ve sellem) Efendimizin yolundan çıkmak oluyor.
Demek ki bu ilâhî-fıtrî olan ihtiyaç ve isteği gidermenin bir ilâhî yolu var ki ona nikâh deniliyor; bir de şeytanî yolu var ki ona da zina deniliyor. Allah Teâlâ başta nakletmiş olduğumuz ayetinde, “Zina yapmayın!” buyurmuyor; (وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى) “Zinaya yaklaşmayın!” yani zinaya bulaşmayın buyuruyor.
Dikkat edilirse, zinanın kendisinden önce, ona götüren yollar yasaklanıyor. Çıkmaz sokaklardır bunlar; bakmak, tutmak, konuşmak, yazışmak, arkadaşlık yapmak, kadın-erkek beraber yiyip içmek gibi davranışlar… Bunlar bugün maalesef çokça görülen, yaygın şeyler.
Ayet-i kerimenin devamında: (اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً) “Şüphesiz ki zina, çok büyük bir hayâsızlıktır.” buyuruluyor. Allah Teâlâ’nın verdiği ihtiyaç ve isteği, O’nun yasak ettiği yoldan görmeye kalkışmak, bir yönüyle fıtratı bozmak, yoldan çıkmaktır. Bu, (وَسَٓاءَ سَب۪يلًا) “Ne kötü bir yoldur.”6
Ey Müslümanlar, Rasûl-i Ekrem (sallâllâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz bu meyanda: (يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنْ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ) “Evlenmeye gücü yeten, imkânı olanlar hemen evlensin!” buyuruyor. Ama imkânı olmayan, gücü yetmeyenler, onlara serbest dememiş; “Gücü yetmeyenlere oruç tavsiye ederim” buyurmuştur.7
Oruç kalkandır, bir tür korumadır. Yani zinanın devasıdır. Zinanın öncüsü, ayak sesleri, önayaklarına karşı koruyucudur.
Bekâr olan gençlere bu işler mubahtır, yaşlılara yanlıştır diye bir şey yok! Yaşlıların çoğunda bu tür istekler azalır hatta hiç kalmaz. Kimde varsa, bu ittika (takva) bu korunma ona lazımdır. Peki, ne ile korunacak? Oruç bunun bir yoludur. İmkânı olanların evlenmesi bunun yoludur. Başka yolları da vardır ama bu işin en kesin çözümü hayâdır ey Müslümanlar!
Hayâ, utanmadır. Başta nakletmiş olduğumuz: (إنَّ ممَّا أدرَكَ النَّاسُ مِن كلامِ النُّبوَّةِ الأولى: إذا لَم تستَحِ فاصنَعْ ما شِئتَ) hadis-i şerifinin manası: İlk peygamberlerden son peygambere (salevatullahi ala nebiyyina ve aleyhim ecmain) kadar bütün insanlığa peygamberlerin ulaştırdığı, hepsinin ayrı ayrı zamanlarda gelmiş olsalar bile bütün peygamberlerin bütün insanlığa söylediği ve kendisinde birleştiği bir sözü ihtiva etmektedir. Nedir o? “Utanmadıktan, hayâ etmedikten sonra istediğini yap.”8
Bunu nasıl anlamak gerekir? İnsan, her istediğini yapamamalı. Nasıl? Polisle mi durduracaksınız? Herkesin başına polis dikemezsiniz. Çözüm, hayâdır. Hayâ ile durduracaksınız!
Hayâ, gönüllerdeki frendir. Hayâ utanmaktır. Gönüllerin frenidir; gizli ve en sağlam bir frendir. Buna sahip olmak lazımdır. Hayâ yönümüzün çok güçlü olması lazımdır. Ancak her şeyin birbirine karıştığı, karman çorman olduğu, kadın-erkek ayrımının ve her şeyin ortadan kalktığı, İslâm’ın koyduğu sınırların göz ardı edildiği bir ortamda yaşıyoruz.
Allah Teâlâ bir ayet-i kerimesinde: (قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ) “Mü’min kullarıma söyle, gözlerini kapatsınlar, çevirsinler.” buyuruyor.9 Mesela halan karşına çıktığı zaman bakarsın; babanın kız kardeşi mahremindir. Halanın kızı karşına çıktı, gözünü çevirecek, göz kapağını indireceksin! Teyzenin kızı karşına çıktığında gözünü çevirecek, göz perdeni indireceksin! Hemen takip eden ayette: (وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ) “İnanmış hanımlara söyle, onlar da gözlerini kapatsınlar.” buyuruluyor.10 İşte kanun budur! Bu kanun, bugünden kıyamete kadar geçerlidir. Lâkin imtihan gereği serbest bırakılmıştır. Bakanın gözüne hemen ok girmiyor; fakat ahirette saplanacak o oklar; akıtılacak o kurşunlar ey cemaat-i Müslimîn!
Şimdi imtihan gereği bir serbestlik var, kimseye karışılmıyor. Kadın da bundan hareketle diyor ki: “Bu benim özelimdir, karışamazsın!” Zaten sana birinin karışması mevzu bahis değil, “Ben mü’minim!” ya da “Mü’mineyim!” diyene Allah Teâlâ karışıyor. Mühim olan kulun, Allah Teâlâ’yı kendisine karıştırıp karıştırmamasıdır. Ya karıştırır yani dikkate alarak imanın gereğini yaparsın ya da aksi takdirde durum başka olur. Hüküm budur! Bu hükmü kimse kaldıramaz; geçersiz kılamaz! Bu hükme göre; nikâhsız bir hâlde kadınla erkek bakışamaz, bakışamadığı gibi el ele tutuşamaz, konuşamaz, yazışamaz, gülüşemez, yemek yiyemez ve yolculuk yapamaz. Bu kanunu kaldırmaya hiç kimsenin hakkı ve gücü yoktur!
Allah Teâlâ buyuruyor (لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪) “Allâh’ın dediğini değiştirecek yoktur.”11 (اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِ) “Hüküm, Allâh’ındır.”12 Allah’tan başka hüküm koyan yoktur. Yani “Şu şudur, bu doğrudur, bu yanlıştır” diyen sadece Allah Teâlâ’dır. Onun adına Rasûlü (sallâllâhu aleyhi ve sellem) der, o da Allah Teâlâ’nın hükmü demektir. Allah Teâlâ da hükmünü vermiştir: “Erkek kullarıma söyle, gözlerini kapatsınlar, eğsinler, çevirsinler ve böylece (وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ) iffetlerini korusunlar.13 Hanım kullarıma da söyle, gözlerini kapatsınlar ve (وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ) “İffetlerini korusunlar.”14 Bundan sonra, mü’minim diyen bir kimseye ancak itaat etmek düşer!

1) İsrâ Sûresi, 32.
2) Buhârî, “Edeb”, 78, “Ehâdisu’l-Enbiyâ”, 54; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 6, No. 4797.
3) Ayet-i kerime için bkz. Kasas Sûresi, 68.
4) Hucurât Sûresi, 13’ten.
5) Hadis-i şerif için bkz. Buhârî, “Nikâh”, 1; Müslim, “Nikâh”, 5. İbn Mace, Nikah: 1, No: 1846. Abdurrezzak, Musannef, Nikah, No: 10391.
6) Ayet-i kerime için bkz. İsrâ Sûresi, 32.
7) Buhari, Nikah: 2, No: 4779. Müslim, Nikah: 1, No: 1400.
8) Buhârî, “Edeb”, 78, “Ehâdisu’l-Enbiyâ”, 54; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 6, No. 4797.
9) Nûr Sûresi, 30’dan.
10) Nûr Sûresi, 31’den.
11) En‘âm Sûresi, 115’ten, Aynı hitâb, Kehf Sûresi’nin 27. ayet-i kerimesinde de yer almaktadır.
12) Yûsuf Sûresi, 40’tan. Aynı hitâb, aynı Sûre’nin 67. ayet-i kerimesinde de yer almaktadır.
13) Nûr Sûresi, 30’dan.
14) Nûr Sûresi, 31’den.