İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
Hikmet Damlaları – Mayıs 2019 Hikmet Damlaları Full view

Hikmet Damlaları

Hikmet Damlaları – Mayıs 2019

Ders Ayetleri: Fâtır Sûresi, 16-17

اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ﴿16﴾ وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ

Mevlâ Teâlâ buyuruyor: (قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ) “Ne kadar az şükrediyorsunuz.”1[1] Bu, Mevlâ Teâlâ’nın bir şikâyetidir. Cenab-ı Hak tarafından bu kadar iyiliklerle kuşatılmamız bizim saadetimiz içindir. Böyle olduğu halde bu din-i mübin-i İslâm aleyhine konuşuyorlar, yıkmaya çalışıyorlar, kalemleriyle, konuşmalarıyla, mallarıyla, mülkleriyle, çocuklarıyla hep İslâmiyeti yok etmeye uğraşıyorlar.

Mevlâ Teâlâ ise (bir önceki) ders ayetimizde buyuruyor: (وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ) “Allah (Tealâ Hazretleri) ziyade zengindir, hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Bütün hamdler O’na mahsustur.”

Hamd: İyiliğe karşı yapılan bir muameledir.

İnsanlardan gelen iyilikler de, Mevlâ’nın onlara yaptırmasıyladır. Büyük Şeyh Efendi Mustafa İsmet Garibullah (kuddise sirruhu) Risale-i Kudsiyyesinde şöyle buyuruyor:

“Sana verse birisi bir fulûsi,
Yahut bir ev verip kılsan culûsi,
Veren Allah’dır, anla bu hususi
Anı etmiş vekil anla nususi
Hakikat anla, gel hakka gidelim
Cemâli bâ kemale seyredelim.”2[2]

Bir kimsenin birine para vermesi, Mevlâ Teâlâ’nın verdirmesiyledir. Elbise vermesi, yiyecek vermesi, Mevlâ Teâlâ’nın verdirmesiyledir. Bir ev verilmesi hep Mevlâ’nın verdirmesiyledir, bundan dolayı hamd ona mahsustur.

Sen zavallı aciz ise, bir kere olsun O’na hamd etmiyorsun, etsen de taklidî olarak, milletten duyduğun gibi anlamadan ediyorsun! Bu kadar kâfi değil. Niçin? Bakınız Mevlâ Teâlâ Hazretleri Abese Sûresinde:

فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِه۪ۙ

“İnsan yediği yemeğe baksın!”3[3] buyuruyor. Yediği yemeğe baksın ne demek? Yiyeceklerin nasıl ve ne safhalar geçirerek önüne geldiğini tefekkür etsin demektir.

Mevlâ Teâlâ Hazretleri sonra da şöyle buyuruyor:

اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَبًّاۙ ﴿25﴾ ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقًّاۙ ﴿26﴾ فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا حَبًّاۙ ﴿27﴾ وَعِنَبًا وَقَضْبًاۙ ﴿28﴾ وَزَيْتُونًا وَنَخْلًاۙ ﴿29﴾ وَحَدَٓائِقَ غُلْبًاۙ ﴿30﴾ وَفَاكِهَةً وَاَبًّاۙ ﴿31﴾ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْۜ

“Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık, sonra toprağı bir yarışla yardık. Böylece o toprakta daneler bitirdik. Üzümler, yoncalar, zeytinlikler ve hurmalıklar, ağaçları göğe doğru yükselen bahçeler. Meyveler ve nice çayırlar, size ve hayvanlarınıza meta olsun için!”4[4]

İşte insan yediği yemeğe baksın demek, bütün bunları düşünsün demektir; yoksa bildiğimiz gibi yemeğe herkes bakıyor: Tatlı mı var, tuzlu mu? Sofraya konulan baklava mıdır, börek mi? Önce yiyeceğimiz çorba mıdır, pilav mı?

Mevlâ Teâlâ hazretleri bize bitkilerin en iyi yerlerini yediriyor, hayvanlara ise, bizim yiyemediklerimizi! O samanlarla, otlarla ve yapraklarla beslenen hayvanları yine bizim istifade edeceğimiz hâle getiriyor da süt elde ediyoruz. Ondan yoğurt, peynir, ekşimik, lor, yapıyoruz.

O hayvanları kesip taze etlerini yiyoruz, derilerinden istifade ediyoruz. Denizler dolusu teşekkürler dahi bu nimetlerin yanında damla sayılmaz. İnsan bunca nimetlere mazhar olsun, sonra da bu dünyada şükürsüz yaşasın, hiç olur mu?

Savaşmakta olan ülkeleri görüyoruz, evlerinde yemek yiyemez, yatamaz, sokaklarda yürüyemez oldular. Bir füze geliyor her şeyin altını üstüne getiriyor, devamlı korku içindeler, neden? Bu nimetlerin kıymetini bilmediklerinden ve bilme muamelesi olan şükrü ve hamdı yapamadıklarından Mevlâ Teâlâ onların kulaklarını çekiyor.

Bizim de kulaklarımız çekiliyor amma haberimiz yok. Biz zannediyoruz ki, bize bir şey olmaz, bu topraklar ne muharebeler gördü. Bu toprakların üzerinden ne kanlar akmıştır. Bu topraklarda ne insanlar ölmüş, ne insanlar kaybolmuştur.

Biz de insan olduğumuza göre bu belâların aynısı veya benzeri bizim de başımıza gelebilir. Bütün nimetleri hakkıyla düşünüp, nimetlerin hakiki sahibi olan Allah Teâlâ’ya gereken kulluğu ifa edersek, ancak o takdirde bunlardan kurtuluruz, başka kurtuluş aramayın.

Bir hayat ki, sonu azaptır, ne olur ondan? Bir zahmet ki, sonu rahmettir, ne çıkar o zahmetten.

Cenab-ı Hak (celle ve alâ) Hazretleri fazl-ı keremiyle bu âyât-ı beyyinâtı bize duyuruyor. Bu sebepten hamd etmemiz, daha ziyade uyanık olmamız lazımdır. Mevlâ Teâlâ’nın huzurunda edeple müeddep olmamız lazımdır, yine de bî edep (edepsiz) olduğumuzu itiraf etmemiz gerektir.

Yine bil, bî edepsin gel gidelim. Cemali bâ kemale seyredelim.

Şimdi dersimizin ikinci ayet-i kerimesine gelelim. Bu ayet-i kerime ne demektir biliyor musunuz? Eğer bu kafayla devam ederseniz helâk ederim sizi demektir.

(اِنْ يَشَأْ) Eğer dilerse, (يُذْهِبْكُمْ) sizi giderir, daha? (وَيَأْتِ) getirir, neyi? (بِخَلْقٍ) bir halkı ki, (جَد۪يدٍۚ) yepyeni.

“Dilerse sizi yok eder ve yepyeni bir halk getirir.”5[5] İnançları ehl-i sünnet inancı, amelleri ehl-i sünnet ameli, takvası ehl-i sünnet takvası olan yeni bir topluluk yaratır.

Hulasa bizlere büyük bir hakikatle nida ediliyor. Bütün insanların Allah Teâlâ Hazretlerine ziyade muhtaç olduğu bildiriliyor. Allah Teâlâ’nın ise hiçbir şeye muhtaç olmadığı, bütün hamdlerin ancak O’na lâyık olduğu beyan ediliyor.

Bu tenbih ile mütenebbih olunmazsa, Mevlâ Teâlâ halkları, toplulukları memleketinden siler süpürür, onların yerine dilerse; imanlı, mükellef olduğu amelleri ifa eden, çok güzel ahlâklı insanları getirir.

وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ

(وَمَا ذٰلِكَ) Böyle yapmak olmadı, kim üzerine? (عَلَى اللّٰهِ) Allah üzerine, ne olmadı? (بِعَز۪يزٍ) büyük bir şey. “Bu iş (sizi yok edip, yerinize başka bir topluluk getirme işi,) Allah’a zor değildir.”6[6]

Yani dünya kurulduğundan beri gelen insanlar şimdi neredeler? Sizler de aynı durumun ağzındasınız.

Ya Erhamerrahimin! Bizi bu tenbihlerle mütenebbih (uyanıcı) eyle, sana lâyık kulluk nasibeyle, bütün âfattan, dünyevî ve uhrevî belâlardan bizleri koru. Âmin.

1[1] Mülk Suresi: 23’den

2[2] Sayfa: 54

3[3] Abese Sûresi, 24

4[4] Abese Sûresi, 25-32

5[5] Fatır Sûresi, 16

6[6] Fatır Sûresi, 17