İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
İsmailağa Kürsüsünden – Mayıs 2019 İsmailağa Kürsüsünden Full view

İsmailağa Kürsüsünden

İsmailağa Kürsüsünden – Mayıs 2019

أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ     بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينْ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلَهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينْ

﴿وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ

اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ ﴾1[1]

صَدَقَ للّٰهُ العَظِيم

وَ قَالَ رَسُولُ للّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

“اَلْبِرُّ مَا اطْمَأَنَّتْ إِلَيْهِ النَّفْسُ، وَاطْمَأَنَّ إِلَيْهِ القَلْبُ، وَالْإِثْمُ مَا حَاكَ فِي النَّفْسِ، وَتَرَدَّدَ فِي الصَّدْرِ، وَإِنْ أَفْتَاكَ النَّاسُ وَأَفْتَوْكَ “2[2]

صَدَقَ رَسُولُ للّٰهِ فِيمَا قاَل اَوْ كَمَا قَال النَّبِيُّ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

Cemaat-i Müslimîn! İhvân-ı dîn! Toplum yapısı, bazı temel esaslar üzerinde kuruludur. Toplumu oluşturan bu temel esaslara riayet edilirse; birlik, dirlik, beraberlik, kardeşlik, muhabbet, meveddet ve muavenet hâsıl olur ve neticesinde de muvaffakiyete nâil olunur. Sağlam temel ve esaslar üzerine kurulmamış toplum yapılarında ise tıpkı bazı binalarda gördüğümüz gibi çökmeler yaşanır. Bu çökmeler; kargaşa, münakaşa, münazaa ve münaferet olarak karşımıza çıkar. Böyle bir durumda kardeşlik yerine düşmanlık olur ve neticesi ise perişanlık olur.

İnsanoğlu yaratılıştan “مَدَنِيُ بِطَبْعِه” yani toplum içerisinde yaşama mecburiyetiyle yaratılmıştır. Temeddün yani şehirleşme, insanların bir arada, birbirinin desteğiyle yaşaması demektir. Bu sebeple ey Müslümanlar, en mühim mesele gönüllerin birbirine ısınması, toplumun birbirine gönülden bağlı olmasıdır. Bunun sağlanabilmesi için de toplumu oluşturan fertler arasında muhabbetin ve meveddetin oluşması ve kardeşlik şuurunun yerleşmesi lazımdır.

Allah Teâlâ bir ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:  (اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ) Mü’minler hiç şüphesiz başka hiçbir şey değildirler; ancak kardeştirler!3[3] Buradaki kardeşlik, iman kardeşliğidir. Bir başka ayet-i kerimesinde: (فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَانًا) “Allah’ın nimetiyle kardeşler oldunuz. Birbirinizin düşmanıyken birbirinizin kardeşi oldunuz.”4[4] buyuruyor. Konuyla ilgili bir başka ayet-i kerimesinde ise: (لَوْ اَنْفَقْتَ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا مَٓا اَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ) “Habibim şu kardeş olanların, birbirlerine kardeşane bir şekilde yaklaşanların aralarında öyle korkunç, öyle derin bir düşmanlık vardı ki, kalplerini birbirine ısındırmak için dünyada olan bütün serveti harcasan yine de ısındıramazdın; ülfet, muhabbet, meveddet ve uhuvvet olmazdı. (وَلٰكِنَّ اللّٰهَ اَلَّفَ بَيْنَهُمْ) Lakin Allah Teâlâ onların kalplerinin arasını telif etmiştir.”5[5]

Kalpleri ve gönülleri birbirine ısındıran Allah Teâlâ’dır. Medine-i Münevvere hatta Mekke-i Mükerreme İslâm’dan önce sürekli iç çatışma, kavga ve münakaşa olayları yaşanan, devamlı kan dökülen şehirlerdi. Medine-i Münevvere’de ikamet eden ve şehrin kahir ekseriyetini oluşturan Evs ve Hazrec kabileleri yüz yirmi sene boyunca birbiriyle kesintisiz savaşmış iki kabileydi. Şehirde güvenlik ve huzur yoktu.

Unutmamalıdır ki, bir toplumda gönül muhabbeti ve huzur olmadıktan sonra, diğer varlıkların hiçbir kıymeti olmuyor. Bir adamın güvenliği ve huzuru olmayınca; parası, şöhreti, ünvanı ya da sahip olduğu; gerek maddî, gerekse manevî varlıklar hiçbir işe yaramıyor. Bu sebeple İslâm; toplumu aileden başlamak üzere en üst tabakasına kadar muhabbet ve kardeşlik üzere tesis etmeyi emrediyor. Bu yapı tesis edildikten sonra da muhafaza etmek gerekiyor. Bizler de aramızda bu muhabbet ve meveddetin devamı hatta günbegün izdiyadı (artması) ve takviyesi için çalışmakla mükellefiz.

Ey Müslümanlar! Kardeşliği, birbirine ikramı, bağışlayıcı ve kucaklayıcı olmayı emreden Dîn-i Mübîn-i İslâm aynı zamanda toplumdaki birlik-bütünlüğü, muhabbet ve meveddeti bozan, gönüller arasındaki köprüleri dinamitleyip havaya uçuran gıybet, dedikodu ve tecessüs türünden şeyleri çok kesin bir şekilde haram kılmış, yasaklamıştır. Birbirinizi gıybet etmeyin, koğuculuk (söz taşıyıcılık) yapmayın buyuruyor Allah Teâlâ! Hatta bunun öncesinde (وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِ) “Birbirinizi rencide edecek lakaplarla çağırmayın!”6[6] birbirinizi taltif edecek, karşıdakine değer verildiğini ifade edecek lakaplarla çağırın, o tür ifadelerle hitap edin ki gönül bağları güçlensin!

Peygamber Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: “Asla cennete giremezsiniz iman etmedikçe…” Bu bellidir; inanmadıkça, mü’min olmadıkça cennete giremezsiniz. Devamında ise “Birbirinizi sevmedikçe de Mü’min olamazsınız; olursanız bile sözde olur, hakiki mü’min olamazsınız.” buyuruyor. Bizlere ne yapmamız gerektiği de beyan ediliyor: “Ben size bir şeyi haber vereyim mi, onu yaptığınız zaman birbirinizi seversiniz” hadis-i şerifinin sonunda, “Aranızda selam verin” buyurulmuyor; (أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ) “Selâmı yayın, sürekli selâm verin ve alın.” buyuruluyor. Böylece birbirinizi sevmiş ve kâmil mü’min olmuş olur, cennetle mükâfatlandırılırsınız.7[7]

Girişte nakletmiş olduğumuz ayet-i kerime bu hususta değişmez, temel kanun mahiyetindedir. Allah Teâlâ buyuruyor: (وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ) “Güzellik ve iyilikle kötülük müsavi olmaz.” İyilik, insanı neticede cennete götürürken, kötülük ise cehenneme götürür. Cennet ile cehennem bir olmadığına göre, cennet ve cehenneme götüren işler de bir değildir. Allah Teâlâ: (اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ) buyurarak iyilik yolunu ve iyi insan olmanın şartlarını beyan ediyor. “Yapılan yanlışa en güzel bir şekilde mukabele et.”8[8] Sana yapılan yanlışa en güzel karşılığı ver ve o yanlışı öylece savuştur. O yanlışın karşısına bir başka yanlışla çıkma. Böyle yaptığın takdirde yanlışlar birbiriyle karşılaşır ve artar. Eğer yanlışın karşısına en güzeli çıkarırsanız, o en güzel olan şey, o yanlışı yener. Kur’ân-ı Kerîm’in beyanıyla: (جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُۜ)9[9] “Hak gelir, bâtıl gider” ey Müslümanlar!

Bâtılın karşısına batılı çıkardığınız zaman batılı çoğaltmış olursunuz. Batılın, yanlışın karşısına doğruyu çıkardığınız zaman (بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ) ayet-i kerimesinde buyurulduğu gibi; hak, batılı yener.10[10]

Kur’ân ve Sünnet’in hükümlerini imtisal ederek benlik ve şahsî hırsları, nefsaniyet ve enaniyeti bir kenara koyabilmemiz ve kötülüklere karşı kötülükle veya sessiz kalmakla değil; en güzelle karşılık verebilecek bir olgunluğa erişmemiz lazım. Böyle davranıldığı takdirde neticenin ne olacağını da anlatıyor Kur’ân-ı Kerîm; (فَاِذَا الَّذ۪ي) “Sen, sana yapılan kötülüğe en güzel karşılığı verdiğin zaman göreceksin ki, (بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ) aranızda düşmanlık bulunan eşin, arkadaşın komşun, tanıdığın ya da tanımadığın o herhangi biri, (كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ) sanki aşırı kaynar su kadar sıcak, o derece yakın ve samimi bir dostun olacaktır.” Bu anlattığımız, Allah Teâlâ’nın taahhüdüdür. Onun için zor da olsa bu ahlâkı kazanmaya, bu olgunluğa erişmeye ve bu zoru başarmaya çalışmalıyız.

Girişte nakletmiş olduğumuz hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: (اَلْبِرُّ مَا اطْمَأَنَّتْ إِلَيْهِ النَّفْسُ، وَاطْمَأَنَّ إِلَيْهِ القَلْبُ) “İyilik, nefsi mutmain eden, kalbi huzura kavuşturan şeydir.” İyilik, gönüllere ferahlık verip kalpleri yumuşatır. Gönülleri birbirine ısındırır. (وَالْإِثْمُ مَا حَاكَ فِي النَّفْسِ، وَتَرَدَدَ فِي الصَّدْرِ) “Günah ve kötülükler ise insanın içinde şüpheler, tereddütler, çalkantılar ve huzursuzluklar getirir.”11[11] O huzursuzluktan asla kardeşlik, birlik-beraberlik ve bütünlük çıkmaz. Onun için, şahsımıza yapılan kusurları affedelim cemaat-i müslimin!

Nitekim Allah Teâlâ, Peygamber Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem)e: “Ashâbın, Uhud Gazvesinde sana biraz muhalefet ettiler ve onun sonucunda hezimet yaşandı. Sen buna rağmen sahabeni bağrına bastın, (فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ) Allah’ın rahmetiyle onlara yumuşak davrandın, (وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا) sert, (غَل۪يظَ الْقَلْبِ) kalbi katı olsaydın, (لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ) etrafından dağılırlar ve kaybedenlerden olurlardı. Sen onları etrafında tutarak kazandın, bu vesileyle onlar da kazanmış oldular.” buyuruyor.12[12]

Birbirimizi bulunmaz Hint kumaşı gibi görmemiz ve asla ve asla gözden çıkarmamamız, satmamamız, harcamamamız lazımdır cemaat-i müslimin! Dost ne kadar çok olursa olsun, yine de azdır. Düşman ne kadar az olursa olsun, yine de çoktur. Burada kastettiğimiz İslâm düşmanları da değildir; İslâm toplumu içerisindeki durumdan bahsediyoruz. Aramızda düşmanlığı, soğukluğu, münafereti değil de, dostluğu güçlendirmeye çalışalım. Gıybet ve dedikodudan, insanları aşağılayıcı, soğutucu ve kırıcı hitaplardan son derece uzak durmaya çalışalım. Böylece İslâm binasının muhkem bir şekilde ayakta kalması konusunda üzerimize düşen katkıyı yapmış olalım.

1[1] Fussilet Sûresi, 34.
2[2] Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, No. 17545; Dârimî, No. 2533; İmam Nevevî, el-Ezkâr, c. 1, s. 352, No. 504.
3[3] Hücurât Sûresi, 10’dan.
4[4] Âl-i İmrân Sûresi, 103’ten.
5[5] Enfâl Sûresi, 63’ten.
6[6] Hücurât Sûresi, 11’den.
7[7] Müslim, “Îman”, 93.
8[8] Fussilet Sûresi, 34.
9[9] İsrâ Sûresi, 81’den.
10[10] Enbiyâ Sûresi, 18’den.
11[11] Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, No. 17545; Dârimî, No. 2533; İmam Nevevî, el-Ezkâr, c. 1, s. 352, No. 504.
12[12] Âl-i İmrân Sûresi, 159’dan.