İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
Hikmet Damlaları – Temmuz 2019 Hikmet Damlaları Full view

Hikmet Damlaları

Hikmet Damlaları – Temmuz 2019

Ders Ayeti: Bakara Sûresi, 8. Ayet-i Kerime

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

﴿وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِن۪ينَۢ﴾

Risâle-i Kudsiyye’den

دَكِلْدِرْ ظِلِّ خَالِقْ مُمْكِنَاتْ بِيلْ          چُو حَادِثْدِرْ بُو سُوزَه اِيتْمَه كَلْ قِيلْ

بُو مَوْجُودَاتِى حَقْ اِيجَادْ ايدُوبْ نِيلْ            سَكْرِ حَالْدِرْ دِيَنْ ظِلْ پَاسِى كَلْ سِيلْ

سَكْرِ حَالْدَنْ كَچُوبْ حَقَّه كِيدَه لِمْ             جَمَالِ بَاكَمَالَه سَيْر ايدَه لِمْ

«دَكِلْدِرْ ظِلِّ خَالِقْ مُمْكِنَاتْ بِيلْ»

“Değildir zıll-i Halik mümkinat bil.”

“Mümkinat (yaratılmışlar), yaratanın zılli (sureti) değildir.”

Mümkinat: Mümkin’in cemidir. Mümkin: Varlığı imkân dâhilinde bulunan, var da olabilen, yok da olabilen, Allah-u Teâlâ’dan başka her şeydir. Kürsî, Arş, yerler, gökler, bütün canlılar, sonradan var olan her şey, mümkinata dâhildir. Mümkinata, âlem-i imkân da denir.

«چُو حَادِثْدِرْ بُو سُوزَه اِيتْمَه كَلْ قِيلْ»

 “Çû hâdistir, bu söze etme gel kîl”

“Çünkü mümkinat hadistir, bu sözü (‘Mümkinat Allah-u Teâlâ’nın zıllıdır.” sözünü) söyleme.”

Varlığının evveli olmayan Allah-u Teâlâ Hazretlerine sonradan yaratılmış mümkinat nasıl zıll olur?

Hiç bir şeye muhtaç olmadan ve kendi mahiyeti gereği hariçte var olan, yalnızca Zat-ı Bârî ve O’nun sekiz hakiki sıfatıdır. Ondan başkası kim ve ne olursa olsun, Mevla Teâlâ’nın var etmesiyle vardır. Mümkindir, yaratılmıştır, yok iken meydana gelmiştir. Yaratılmışların hiç biri yaratıcının gölgesi değildir.

«بُو مَوْجُودَاتِى حَقْ اِيجَادْ ايدُوبْ نِيلْ»

“Bu mevcudatı hak icad edip nil,”

“Mevcudat, Mevla Teâlâ’nın icadı ile vücuda nail oldu.”

İcad edici, yani yoktan var edici manasına, başlangıç, Zat-ı İlâhî’dir.

«سَكْرِ حَالْدِرْ دِيَنْ ظِلْ پَاسِى كَلْ سِيلْ»

“Sekri haldir diyen zıll, pası gel sil.”

“‘Mümkinat Mevla Teâlâ’nın zıllidir.’ diyen, sekir halde demiştir. Bu pası sil.”

Yani, mümkinat Mevla Teâlâ’nın zıllidir inancındaysan, bu kalpte bir pastır, onu sil.

“Mümkinat Mevla Teâlâ’nın zıllidır” sözünü Şeyh Muhyiddin Arabi u ve izinde gidenler söylemiştir.

Tasavvuf büyüklerinden, sekirden kurtulmuş olanlar, böyle sözlerin sekir sözü olduğunu bildirmişlerdir.

Sekir hali ne demektir? Manevi sarhoşluk demektir. Şarap içen bir insan sarhoş olunca, mesela: Duvara yaslanıyorum zannıyla boşluğa dayanmaya kalkar, düşer. Veya bir takım asılsız sözler sarf eder.

Bunun gibi, Mevla Teâlâ’ya olan aşklarının fazlalığından, Hak yolcularından da makamlarına göre bazı yanlış sözler sudur etmiş olabilir. Mesela: Ebu Mensur el-Hallac’ın “Ene’l-Hak” sözü ve Ebu Yezid el-Bestâmî’nin “Sübhânî” sözü ve bunlar gibi sözler, bu kabildendir.

Bu büyükler bulunmuş oldukları sekir halinde Allah-u Teâlâ’dan başka hiç bir şey görmeyince, bu sözleri söylemiş “Allah-u Teâlâ’dan başka hiç bir şey yoktur.” demek istemişlerdir.

“Enel Hak” demek, “Ben yokum, Allah-u Teâlâ vardır.” demektir. Kendini görmeyince var olduğunu bilmemiştir. Yoksa kendini görüp, “Ben Hakk’ım” dememiştir. Böyle söylemek küfürdür. Var olduğunu bilmemek, yok olduğunu bilmek değildir. O zaman ki şaşkınlık halidir. Akıl işlemez, hiç bir şeye hüküm ve karar verecek halde değildir.

“Sübhânî” sözü de, Hak Teâlâ’yı tenzihtir. Kendini tenzih değildir. Çünkü bu hal, kendi varlığını bilmemektedir, yoksa salik bir şeyle hükmeder değildir. Böyle sekir halde olanlar, bulundukları makamdan yukarı makama çıkarılırlarsa, böyle şeyler söylemez ve haddi aşmazlar.

«سَكْرِ حَالْدَنْ كَچُوبْ حَقَّه كِيدَه لِمْ   جَمَالِ بَاكَمَالَه سَيْر ايدَه لِمْ»

“Sekri halden geçip Hakk’a gidelim. Cemâli bâ kemâle seyr idelim.”

Dersimizin ayetlerine başlayalım:

﴿وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِن۪ينَۢ﴾

“İnsanlardan bir kısmı da vardır ki, ‘Biz, Allah’a ve ahiret gününe inandık.’ derler. Hâlbuki onlar asla inanıcı değildirler.”

Bu ayet-i celile, münafıkların vasıflarını beyan etmektedir. Nisa Sûresi’nde de böyle bir ayet vardır:

﴿اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْۚ وَاِذَا قَامُٓوا اِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰىۙ يُرَٓاؤُ۫نَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا قَل۪يلًاۘ﴾

“Muhakkak, münafıklar (lisanlarıyla imanı açığa vurmak ve kalplerinde küfrü gizlemek suretiyle zanlarınca) Allah’a hile yaparlar. Allah da hilelerinin karşılığını vericidir.

Onlar namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar; insanlara gösteriş yaparlar. Allah’ı pek az zikreder (hatıra getirir)ler; anarlar.”[1]

İnsanoğlu, Allah’a bir şey edemez ama kendisi kendisini perişan edebilir. Allah-u Teâlâ ayet-i kerimesinde: “Onlar namaza tembel tembel kalkarlar.” buyuruyor. Bakın tembellik nifak nişanıdır. Amellerin en şereflisi, en faziletlisi ve en hayırlısı namazda, münafıkların sıfatı budur. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar zira namaz kılmaya gönülleri yoktur.

Onlar namazın farziyetine inanmazlar. Allah’tan korkuları yoktur. Namazın namasını da anlamazlar. İbn Abbas 5 buyuruyor ki: “Müslümanın namaza tembel olarak kalkması hoş görülmemiştir. Namaza güler yüzle, büyük bir istekle ve sevinçle kalkmak gerekir çünkü namaz Allah’a münacatta bulunmaktır.”

Cenab-ı Hak, münafıklara, küfrünü aşikâr edenlerden daha fazla buğz etmektedir. Bu sebeple cehennemin en alt tabakasında bulunacaklar. Böyle olmaktan Allah’ sığınırız.

﴿اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ فِي الدَّرْكِ الْاَسْفَلِ مِنَ النَّارِۚ وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَص۪يرًاۙ﴾

“Doğrusu münafıklar, cehennemin en alt tabakasındadırlar, onlara yardımcı bulamazsın.”[2]

Allah-u Teâlâ, dünyada tövbe edenlerin tövbesini kabul buyuruyor. Tövbesinde ihlas üzere ve amelinde dürüst olup, bütün işlerinde Rabbine yönelenler hakkında Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

﴿اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللّٰهِ وَاَخْلَصُوا د۪ينَهُمْ لِلّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ اَجْرًا عَظ۪يمًا﴾

“Ancak tövbe edenler, hallerini ıslahta bulunanlar, Allah’a sarılanlar ve dinlerini Allah için halisane kılanlar müstesnadır. Onlar müminlerle beraberdirler; müminlere ise Allah (-u Teâlâ) pek büyük mükâfat verecektir.”[3]

Buradan anlaşılıyor ki, insan bozulduktan sonra düzelebilir. Ama düzeldikten sonra da bozulabilir. İtaate devamda bizi ancak Allah muvaffak kılar. Nitekim yüce Allah bir ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:

﴿وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّٰهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ ف۪ي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ﴾

“(Ey Resulüm!) Sabret, senin sabrın da ancak Allah’ın yardımıyladır. (Kâfirlerin yüz çevirmesinden) mahzun olma ve yaptıkları hileden de telaş edip sıkıntıya düşme.”[4]

﴿اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَالَّذ۪ينَ هُمْ مُحْسِنُونَ﴾

“Muhakkak Allah, takva sahipleriyle ve ihsanda bulunan kimselerle beraberdir.”[5]

Mevla Teâlâ, “Ben varım, ben var iken korkmayın.” buyuruyor. Kul: “Benim Allah’ım var, beni O muhafaza eder.” demelidir. O’nu beğenmeli, O’nun işlerini yerli yerinde bulmalıdır. O’nun işlerini beğenmeyende hiç iman olur mu?

Herkes Mevla Teâlâ ile beraberdir fakat beraberlikler arasında fark vardır. Zikirle beraberlik olursa o çok iyidir. Ancak Mevla Teâlâ herkesle beraberdir. Bu beraberlikten muttaki kullarla, iyilik yapanlar istifade edebilirler.

Allah-u Teâlâ Hazretleri, zahirimize, batınımıza, yani dışımıza ve içimize vakıftır. Kul namaza dururken lisanıyla “Allah-u Ekber” der fakat kalbinde ne mahkemeler kurar, kendi kendine ne fetvalar verir. Ya Rabbi, kendimizi sana havale ettik, sen bizi muhafaza eyle…

Münafık: İkiyüzlü kimseye denir. İki türlü münafık vardır. Birisi imanda münafıktır ki, kalbinde iman olmadığı halde dışarıdan imanlı gibi görünür; müminlerin yanında “Ben Müslümanım” der; kendi gibi kâfirlerin yanında ise, Müslüman olmadığını söyler. İmanda münafıklar kâfirlerdir. Bunların cezası, sonsuz olarak cehennemin en alt tabakasında kalmaktır.

Bir de imanlı oldukları halde amelde münafıklık yapanlar vardır. Bunlar yalnızken ibadet etmezler. Mesela namaz kılmazlar, başkalarının yanında bulundukları zaman abdest alıp namaz kılarlar.

Bu gibi münafıklık yapan müminlerin cezası Allah-u Teâlâ’nın dilemesine kalmıştır, onlar hakkında ne dilerse onu yapar.

Mevla Teâlâ Münâfikûn suresinde buyuruyor ki:

﴿اِذَا جَٓاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّٰهِۢ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّكَ لَرَسُولُهُۜ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَكَاذِبُونَۚ﴾

 “Ey Habibim! Münafıklar sana geldikleri zaman da: ‘Biz şahitlik ederiz ki, cidden sen Allah’ın resulüsün.’ derler. Hakikaten Allah da senin kendi resulü olduğunu bilir. Bununla beraber Allah şehadet eder ki, münafıklar hakikaten yalancılardır.”[6]

Ayet-i kerimede münafıklar, tekitle: “Biz şahitlik ederiz ki, sen Allah’ın resulüsün!” diyorlar. Onların bu şekilde yeminle şehadet etmeleri Hz. Muhammed r’in Allah’ın resulü olduğunu bildirmek değildir. Çünkü Peygamber r Efendimizin Allah’ın resulü olduğunu hem kendisi, hem de müminler iyi bilir. Onların maksadı bu şehadetle kalplerindeki küfrü gizlemeye çalışmalarıdır.

Mevla Teâlâ buyuruyor ki:

﴿وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَكَاذِبُونَۚ﴾

 “Allah U şehadet eder ki, muhakkak münafıklar elbette yalancılardır.”

Yani onların söyledikleri, söz bakımından doğrudur fakat şu yönlerden yalancılardır: Münafıklar, Rasulullah r’in, Allah’ın resulü olduğuna inanmadıkları için yalancıdırlar. Kalplerinden inanmadıkları halde inandıklarını söyledikleri için yalancıdırlar. Şahitlik ederiz diye yalanlarını yeminle tekide çalıştıklarından dolayı yalancıdırlar.

[1] Nisâ Sûresi, 142

[2] Nisâ Sûresi, 145

[3] Nisâ Sûresi, 146

[4] Nahl Sûresi, 127

[5] Nahl Suresi, 128

[6] Münâfikûn Sûresi, 1