İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
İsmailağa Kürsüsünden – Ağustos 2019 İsmailağa Kürsüsünden Ağustos 2019 Full view

İsmailağa Kürsüsünden Ağustos 2019

İsmailağa Kürsüsünden – Ağustos 2019

أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ     بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينْ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

﴿ قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ﴿1﴾ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ﴿2﴾ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ﴿3﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ ﴿4﴾ [1]

صَدَقَ اللّٰهُ العَظِيمُ

وَ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

[2]«مَا مِنْ أَحَدٍ يَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللّٰهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ صِدْقًا مِنْ قَلْبِهِ ، إِلَّا حَرَّمَهُ اللّٰهُ عَلَى النَّارِ»

صَدَقَ رَسُولُ اللّٰهِ فِيمَا قاَلَ أَوْ كَمَا قَالَ النَّبِيُّ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.

Cemaat-i Müslimîn, ihvân-ı dîn! Okuduğumuz Sûre-i Celîle, İhlâs Sûresi olarak bilinir. Çünkü bu Sûre-i Celîle’de Allâh-u Teâlâ, sırf zât-ı pâk-i sübhânîsinden bahsediyor. Buyuruyor ki:  ﴿ قُلْ﴾ “(Habibim söyle,) de ki ﴿ هُوَ﴾, O ﴿اللّٰهُ﴾ Allâh-u Teâlâ ﴿ اَحَدٌ﴾ tektir. O’nun eşi, ortağı, benzeri yoktur. ﴿اللّٰهُ﴾ Allâh-u Teâlâ, ﴿الصَّمَدُ﴾ Samed’dir. Hiçbir şeye muhtaç değildir, her şeyden müstağnidir; ama her şey O’na muhtaçtır. Mevlâ Teâlâ; eşe, evlâda veya kulluğumuza muhtaç değildir! Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur! Bizim ibâdetlerimiz, Allâh-u Teâlâ’yı âbâd etmediği gibi, isyanlar da berbat etmiyor. İbâdetler ve isyanlar, sadece kulları âbâd veya berbat eder. Allâh-u Teâlâ, Samed’dir!

Ayet-i kerimede buyuruluyor: ﴿ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ ﴾ “Ey bütün insanlar, sadece sizler, hepiniz her bakımdan Allâh-u Teâlâ’ya muhtaçlarsınız. ﴿ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ﴾ Allâh-u Teâlâ ise hiçbir bakımdan size muhtaç değil; her bakımdan sizden zengindir ve müstağnidir.”[3]

Bir başka ayet-i kerimede beytini, evini ziyarete çağırıyor, ﴿ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ﴾ “Beytullâh’ı, (Allâh-u Teâlâ’nın evini) ziyaret, insanlar üzerinde Allâh-u Teâlâ’nın bir hakkıdır.” Allâh-u Teâlâ’ya borcunuz budur ama devamla buyuruyor ki,

﴿وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ﴾ “Kim küfreder, kabul etmez, (bu Allâh-u Teâlâ’nın evini ziyaret etmeyi kabul etmezse) Allâh-u Teâlâ onun ziyaretini bırakın, bütün âlemlerden zengindir.”[4] Yani benim evimi ziyaret etmemekle o ziyaretten sizler mahrum olmuş olursunuz. Bende bir eksilme olmaz! Ziyaret etmenizle ben artmam; etmemenizle de eksilmem! Sizde değişiklikler olur. Artar veya eksilirsiniz. ﴿ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ﴾ “Kulun yaptığı işler ya hayırdır ya şerdir hayır. Hayrın faydası kula, şerrin zararı da kuladır.” ayet-i kerimesi bu manayı ifade eder. Allâh-u Teâlâ’ya etki eden bir şey yoktur.

﴿ اَللّٰهُ الصَّمَدُ﴾ “Allah Teâlâ Samed’dir.” Cenâb-ı Hakk’ın yardımcıya, muavine, desteğe, eşe, evlâda veya kula ihtiyacı yoktur.

Mevlâ Teâlâ devamında buyuruyor: ﴿ لَمْ يَلِدْ ﴾ “Allâh-u Teâlâ baba ve anne olmadı”, öyle değildir. “Allâh-u Teâlâ vâlid değildir, vâlide de değildir.” Ne babadır, ne de anadır.

﴿ وَلَمْ يُولَدْۙ﴾ “Allâh-u Teâlâ mevlûd(, yani bir anneden bir babadan doğmuş evlât da) değildir.” Allah baba diyorlar ki, bunlar çok yanlış şeylerdir! ﴿ وَلَمْ يَكُنْ﴾ “Olmadı, ﴿ لَهُ﴾ Allâh-u Teâlâ için ﴿ كُفُوًا﴾ denk ﴿ اَحَدٌ﴾ hiç kimse.” Hiç kimse O’na eş ya da ortak değildir!

Şimdi burada hep Mevlâ Teâlâ’dan bahsediliyor görüldüğü üzere. Namazların peşinde, tesbihatın başında ayet el-kürsî okuyoruz. Orada da aynıdır. ﴿ اَللّٰهُ﴾ “Allâh-u Teâlâ,

﴿ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ﴾  İlâh yoktur, tek O vardır ﴿ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُ﴾ o Hayy’dir (ölmez, hayatının başı yok bitişi de yok). Her şeyi ayakta tutar. ﴿لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ﴾ O’nu uyuklama hâli almaz. ﴿ وَلَا نَوْمٌ﴾ Doğrudan uyku hâli de almaz. ﴿لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ﴾ Göklerde ve yerde olan hep O’nundur. ﴿ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَشْفَعُ عِنْدَهُ ﴾ Allâh-u Teâlâ’nın yanında kimse şefaat edemez; ﴿ اِلَّا بِاِذْنِه۪﴾ ancak izniyle şefaat eder.” Allah Teâlâ’nın müsaadesiyle şefaat edecek olan şefaatçi, Allâh-u Teâlâ’nın kullarından bir kuldur; yoksa Allâh-u Teâlâ’nın ortağı değildir.

İnsanların önünde sonunda, dününde yarınında ne varsa hepsini bilir Allâh-u Teâlâ.

﴿ وَلَا يُح۪يطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ٓ اِلَّا بِمَا شَٓاءَ﴾  “İnsanlar, Allâh-u Teâlâ’nın ilminden dilediği kadarını ihata, idrak edebilirler. ﴿ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ﴾ O’nun kürsîsi gökleri ve yeri kuşattı, kapladı. ﴿ وَلَا يَؤُ۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚ﴾ Göğü-yeri muhafaza etmek, tutmak Allâh-u Teâlâ’ya ağır gelmez(, O’nu yormaz). ﴿ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ﴾ O, âlîdir; çok yüce, çok büyüktür.”[5]

Cemaat-i Müslimîn, Efendi Hazretlerimiz (kuddise sirruhu) buyururlardı ki, Yahudiler ve Hristiyanlar İhlâs Sûresi’ni bilselerdi Yahudi, Hristiyan kalmazlardı. Yahudi ne diyor?

﴿ وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌۨ ابْنُ اللّٰهِ ﴾ Yahudi diyor ki, “Üzeyir Aleyhisselâm Allâh-u Teâlâ’nın oğludur.” Hristiyanlar da onlardan aşağı kalmıyor, ﴿ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَس۪يحُ ابْنُ اللّٰهِ ﴾ “İsa Aleyhisselâm, Allâh-u Teâlâ’nın oğludur” diyorlar. [6] Bakın; aydan, uzaydan haberleri var ama İhlâs Sûresi’nden, Allâh-u Teâlâ’dan haberleri yok. Hâlbuki Allâh-u Teâlâ’yı bilmek için varsın ve O’nun için yaratıldın, O’nun için yaşatılıyorsun.

Girişte nakletmiş olduğumuz hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:

«مَا مِنْ أَحَدٍ» “Bir kimse « يَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللّٰهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ» Allâh-u Teâlâ’dan başka ilâh olmadığına, Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem), Allâh-u Teâlâ’nın Resûlü olduğuna şehâdet etmez «صِدْقًا مِنْ قَلْبِهِ» kalbinden samimi olarak, «إِلَّا» ederse (kim yapıyorsa) «حَرَّمَهُ اللّٰهُ عَلَى النَّارِ» Allâh-u Teâlâ onu ateşi ona haram kılar.” Kalbinden samimi olarak kelime-i şehâdeti tasdik eden ve dil ile ikrar eden kişinin eğer günahı varsa ve affolmamışsa, mü’minlerin yanacağı ateşte yanar ama kâfirlerin ateşi ona haram olur, o ateşe girmez.[7]

Ey Müslümanlar, Rabbimize ne kadar hamd etsek, şükretsek yine de azdır ki, Allâh-u Teâlâ bizleri «لَا إِلَهَ إِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ» diyenlerden eyledi! Şimdi, ölene kadar bu iman ve ikrar ile yaşamalı ve ölürken de bu iman ve ikrarı ahirete taşımalı. Onun için de canla ve başla çalışmalı. Müslümanlığın, mü’minliğin icaplarını yerine getirmeli. Allâh-u Teâlâ bizim Rabbimizdir. Bizler, O’nun kuluyuz. Kulluk gereklerini yapmalı. Resûlüllâh Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), O’nun peygamberidir; biz de onun ümmetiyiz. Ümmetliğin icaplarını yapmalıyız.

Allah (celle celalühü)‘nun ve Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yolundan çıkmamak lâzım cemaat-i Müslimîn! Raydan bir defa çıkmak bile kazadır. Bu, sırat-ı müstakimden çıkmak öyle bir kazadır ki, burada uçuruma düşmüyor insan; ateşe düşüyor. Onun için, imanlarımızı ve nesillerimizin hatta çevremizin imanlarını muhafaza etmeli, imanlarımıza mukayyet olmalıyız. İman hırsızlarının çok yoğun çalıştıklarını unutmamalı ve hayatımızı onlara karşı, iman ve İslâm davasının müdafaasını yapa yapa, bunun mücadelesini vere vere bitirmeliyiz. Allâh-u Teâlâ’ya, mü’min ve Müslim olarak varmalıyız!

[1] İhlâs Sûresi, 1-4.

[2] Buhârî, İlim, 126.

[3] Fâtır Sûresi, 15.

[4] Âl-i İmrân Sûresi, 97’den.

[5] Bakara Sûresi, 255.

[6] Tevbe Sûresi, 30’dan.

[7] Buhârî, İlim, 126.