İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
Efendimiz Sünnet-i Seniyyeyi de Tebliğ Etmiştir Efendimiz Sünnet-i Seniyyeyi de Tebliğ Etmiştir Full view

Efendimiz Sünnet-i Seniyyeyi de Tebliğ Etmiştir

Efendimiz Sünnet-i Seniyyeyi de Tebliğ Etmiştir

3) KENDİLERİ İLE TEBLİĞİN SADECE KUR’AN-I KERİM’E SIKIŞTIĞINA DELİL GETİRDİKLERİ AYETLERİN DOĞRU OLAN TEFSİRİ

Şu muhakkaktır ki, kendileri ile delil getirdikleri iki ayet-i celileden açıkça anlaşılan;  Resulü Ekrem’in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) vazifesinin kitap ve sünnette temessül eden/ şekillenen risaletini insanlığa (ve cinlere) ulaştırmasıdır.

(“Senin üzerinde ancak tebliğ vardır.”) (Şura-48) ve (“Zaten o Rasûl(üm) üzerine, pek açık/(hükümleri) açıklayıcı/ duyuru dan başka bir şey yoktur!”) (Nur-54) kavli kerimlerinin ifade ettiği mana itikad (inanmak) veya iman etmek üzerine ikrahın/ zorlamanın bulunmamasıdır. Bundan dolayı, bu kavli kerimlerin zahiri ile Efendimiz’in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) vazifesinin sadece Kur’an-ı Kerim’i tebliğ etmeye sıkıştığına delil getirmek mahallinde/  yerinde olmayan bir delil getirmedir ve hatalı bir anlayıştır. Bu ayetlerin doğru olan tefsirleri ile uyuşmaz. Bunu açıklamak için; ayet-i celilenin manasının tam olarak vuzuha kavuşması maksadı ile ayet-i celileyi tam olarak zikredelim:

47) “Kendisi için hiçbir red (ve geri çevrilme söz konusu) olmayan büyük bir gün, Allâh(-u Te`âlâ tarafın)dan gelmeden önce Rabbiniz(in davetin)e hakkıyla icabet edin! (Zira bugün peygamberler vasıtasıyla size gösterilen kurtuluş yoluna girmemeniz hâlinde) sizin için işte o gün hiçbir sığınak bulunmayacaktır; (o gün) sizin (amel defterleriniz önünüze açılacağı ve uzuvlarınız günahlarınıza şâhitlik yapacağı) için (işlemiş olduğunuz kötülükler hakkında) hiçbir inkâr(ınız ve cezasına karşı hiçbir itirazınız) da (söz konusu) olmayacaktır.”

48) “(Habîbim!) Eğer onlar (sana itaatten) yüz çevirdilerse, zaten Biz seni onlar üzerine bir bekçi olarak göndermedik (ki, onların inkârlarını önemseyesin ve yaptıklarını gözleyip hesaplarını göresin)! Senin üzerine düşen, (sana vahyedilmiş olan hükümleri açıklayıp) tebliğ (etmen)den başkası değildir! Şüphesiz ki Biz insan(lar)a tarafımızdan (sıhhat ü âfiyet, zenginlik ve güvenlik gibi) bir rahmet (ve nimet) tattırdığımız zaman, (kibir ve şımarıklığa kapılarak) onunla sevinir(ler). Ama ellerinin öne sürmüş olduğu (günahla gibi uğursuz) şeyler sebebiyle onlara (hastalık, korku ve fakirlik gibi) kötü bir şey isabet edecek olsa, şüphesiz ki o (günahkâr) insan (, sahip olduğu tüm nimetleri unutup, sadece başına gelen belâyı düşünen, onu büyüten ve kendi günahı sebebiyle o belâyı hak ettiğin düşünmeyip, zulme uğradığını sanan) büyük bir nankördür.” (Şura – 47,48)


[1] Bursalı Mehmet Tahir, Osmanlı Müellifleri, c. 1, s. 28, Meral Yayınevi

[1] Enîsî, Menâkıb, s. 130-131