İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
“Zînâya Yaklaşmayın” Âyeti ve Zînâya Götüren Yollar Zinaya Yaklaşmayın Ayeti ve Zinaya Götüren Yollar Full view

Zinaya Yaklaşmayın Ayeti ve Zinaya Götüren Yollar

“Zînâya Yaklaşmayın” Âyeti ve Zînâya Götüren Yollar

Ömer Faruk KORKMAZ

Nesilleri perişan ederek toplumların ahlâkî yapısını çökerten zina cürmü, İslâm’da büyük günahlardan addedilmektedir.[1] Bu sebeple Kur’an-ı Kerim birçok âyetinde insana, hevâsına tabi olmaması gerektiğine dair ikazda bulunurken şehvetine tabi olarak dünya ve ahiretini heba edenleri de zemmetmektedir. Zina,  kişide bulunan şehvet dürtüsünün onu içine sürüklediği bir günah olduğundan dolayı, Allah (azze ve celle)’nin bir imtihan gereği insanın fıtratına yerleştirdiği bu dürtünün kontrol altına alınması gerekmektedir.

İnsanı yaratan ve onun bedenen ve ruhen huzurlu bir hayatı nasıl sürebileceğini de en iyi bilen Cenab-ı Hak, ona şehevî ihtiyaçlarını da karşılayabileceği helal yolları ihsan etmiştir. Başka bir takım maslahatlara mebni olarak da insanın yaratılışına vaz edilmiş olan bu kuvvetlerin onu günaha sürükleyen yanları ise elbette ki yaşadığımız hayatın imtihan olma vasfıyla ilgilidir. Bu anlamda, insan hayatında birçok şekliyle karşımıza çıkan şehvet dürtüsünün çift taraflı bir bıçak misali iyi ve kötü yönlerinin olduğu da söylenebilir. Zira insanı başarıdan başarıya koşturan ve hayatına dinamizm katan duygu da şehvetidir. Bu sebeple olmalıdır ki ulema şehvetin “mahmude/övülen” ve “mezmûme/ zemmedilen” şeklinde ikiye ayrıldığını söylemişlerdir.[2]

Daima men olunduğu şeyin peşinde koşmaya temâyüllü bir nefis taşıyan insanın şehevî yönü daha çok zemmedilen yönüyle ağır bastığı için ve zina günahı da şehvet dürtüsüyle birebir irtibatlı olduğu için tarih boyu gayr-ı meşru ilişkiler toplumlarda yaygınlık kazanmıştır. Hatta bu, tarihte birçok kavmin helak edilme sebeplerinden biri olarak sayılmıştır. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) bu noktayı şöyle ifade buyurmaktadır: “Bir toplumda zina ve faiz günahı baş gösterirse muhakkak onlar Allah (azze ve celle)’nin azabını kendilerine müstehak kılmış olurlar.”[3]


[1] ez-Zehebî, Şemsuddin Ebû Abdillâh Muhammed b. Ahmed, el-Kebâir, Daru’n-Nedveti’l-Cedîde, Beyrut, s. 50

[2] Bkz. Râğib el-Isfehânî, ez-Zerî‘a ilâ Mekârimi’ş-Şerî‘a, Dâru’s-Selâm, Thk: el-Yezîd Ebû Zeyd el-Acemî, Kahire, 1428, s. 94

[3] Taberânî, el-Mu‘cemu’l-Kebîr, No: 460; Heysemî, Mecma‘u’z-Zevâid, IV/213, No: 6583