İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
Kur’ân-I Kerîm Ve Sünnet-İ Seniyye’de Nefs kuran-i-kerimde-nefis Full view

Kur’ân-I Kerîm Ve Sünnet-İ Seniyye’de Nefs

Şu varlık âleminin en kıymetli mensubu ilâhî vahye muhâtab olan insanoğludur. Yeryüzünün en şerefli varlığı olmak, nimetin yanında belâ ve musibetleri de beraberinde getirir. İnsan kimi zaman korkuyla, açlıkla, canıyla ve evladıyla, kimi zaman da varlıkla, servetle, makam ve mevki ile imtihan olur. En büyük imtihanlardan birisi de insanın nefsiyle mücadelesidir.

Nefis; kulun içindeki çirkin duyguların, meşrû olmayan isteklerin, kötü huy ve fiillerin menbaıdır. Kur’ân-ı Kerim’de, Hz. Yûsuf (aleyhisselâm)’un dilinden nefsin bu özelliği şöyle anlatılır: “Yine de ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, Rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emreder; şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”

Cenâb-ı Hakk insanı en güzel bir sûrette yaratmış, ona selim bir akıl, sağlam bir irâde ve kâbiliyetli bir kalp ihsân etmiştir. Doğruyu yanlıştan ayırabilmesi için ona Kur’ân-ı Kerîm’i ve peygamberlerin rehber ve örnekliğini bahşetmiştir. Verdiği nimetleri yerli yerince kullanmasını ve nefsinin sınır tanımayan hevesleriyle mücadele etmesini emretmiştir. Tercihlerini Allâh Teâlâ’nın buyruklarını tutmaktan yana yapan, irâdesine sahip olan, nefsine dur diyebilen, günahlarından arınıp kendini ıslah eden kişi, kurtuluşa erer. Nefsinin isteklerine boyun eğen, hevâsının esiri olan, aklını kullanarak heves ve isteklerini dizginleyemeyen ise hüsrâna uğrar. Yüce Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerim’de bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Nefse ve onu şekillendirip, düzenleyene. Sonra da ona günâhını ve takvâsını ilham etmiş olana (andolsun ki), Nefsini temizlemiş olan şüphe yok ki, felâha ermiştir. Ve muhakkak ki, nefsini noksana düşüren hüsrâna uğramıştır.”

Görüldüğü üzere insanın nefsinin hilesinden kurtulması, hiçbir nefsânîliğin bulunmadığı ve Allah Teâlâ’nın rızasının bulunduğu yegâne yurt olan cennet ve gibi bir semereyi intâc edeceğinden hayâtî öneme sahip bir mevzudur. Yani demek oluyor ki insanın nefsine olan muhalefeti nimetleri ebedî olan cennete girmesine vesîle oluyor. Ancak âyet-i kerimede buyrulduğu gibi “Gördün mü o hevâsını (nefsânî istek ve arzularını) ilâh edineni? Artık ona sen mi vekîl olacaksın?”  nefsinin kötü istek ve arzularının peşinde koşan kimseler, helâk çukurları ve karanlıklarından kendilerini çıkaramayıp hakîki imânın verdiği alçakgönüllülük, cömertlik ve iffetli olmak gibi meziyetlere sahip olamazlar.

Nefs adeta iyiyle kötünün harp ettiği bir meydan gibidir. Kur’ân-ı Kerîm nefsine uyup kendini ve yaşadığı toplumu felakete sürükleyen nice örneklerle doludur. Hz. Âdem’in çocuklarından biri olan Kâbil, hırsına, hasedine yani nefsine uymuş ve kardeşi Hâbil’i öldürmüştür. Hz. Yâkub’un oğulları, nefislerinin esiri olmuş, kıskançlıkları yüzünden kardeşleri Hz. Yûsuf’u kuyuya atmıştır. Firavunlar, Nemrutlar, Karunlar, Ebu Cehiller hep nefislerinin peşinden koşmuş, vahyin rehberliğine sırt çevirmiş, kimi tahtına, kimi gücüne, kimi servetine, kimi de benliğine güvenmiş ve böylelikle hem dünyada zelîl hem de ahirette azaba düçâr olmuşlardır.

Nedim PAYALAN