İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
ASHÂB-I KİRÂMIN İHTİLAFLARINDA TÂKİP ETTİKLERİ USÛL NEDM-PAYALAN Full view

ASHÂB-I KİRÂMIN İHTİLAFLARINDA TÂKİP ETTİKLERİ USÛL

Hiç kuşkusuz bu ümmetin Efendimiz’den (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) sonraki en önemli kişileri ashâb-ı kirâm’dır. Şüphe yok ki dini idâme ettirebilmemiz için bizlere aktarılması ve hayata geçirilmesinde en büyük pay onlarındır.

Sahabe-i Kiram’ı hayırla yâd etmek ve onlara duada bulunmak ümmetin her bir ferdinin görevidir. Bunun önemini Cenâb-ı Hakk Haşr Sûresinde şöyle zikretmektedir: “Onlardan sonra gelenler derler ki: “Rabbimiz, bizi ve bizden önce gelip geçmiş olan imanlı kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde inananlara karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Sen çok şefkatli, çok merhametlisin”

Tüm müminlere, sahâbeler arasında cereyân eden ihtilaflar konusunda sükût etmeleri, sadece bir kitapta görmekle veya birisinden duymakla, onlara herhangi bir şeyi nispet etmemeleri ve onları ancak en güzel şekilde anmaları vâciptir. Onların haberleri iyice araştırılmaları, kendilerinden meydana gelen fiilleri ictihâda hamletmeleri gerekir. Çünkü onlar, ümmetin en hayırlıları davetçileri, Kur’ân-ı Hakîm ve sünnet-i seniyyenin tebliğcileridir.

Ashâb-ı Kirâm Peygamber Efendimiz’in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) sağlığında iken ihtilaf ettikleri mevzuları bizzat ona sormak suretiyle gidermişlerdir. Hz. Peygamber’in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) vefatından sonra ihtilafları ortadan kaldıracak bir mercî olmadığından, İslâm’ın ilk iki asrında Müslümanlar dinî meselelerini sahâbe ve tâbiin ulemasına sormuş ve onlara tâbi olmuşlardır.

Ashâb-ı Kirâm’ın her biri kendi başına birer müctehittir. Kur’ân-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerde açıkça beyan edilmeyen meselelerde ictihât yapmak şüphesiz ki en başta onların hakkıdır. Fıkıh ilminin yönteminde kesinleşmiş bir kaidedir ki, bir kimsede içtihat rütbesi varsa, o kimse, başkasının içtihadına uymaya mecbur değildir. Ashâb-ı Kirâm arasında çıkan muhalefetler, muharebeler bu içtihat farklılığından doğmuştur. Hâşâ, nefsânî birtakım arzuların ve hevânın bu ihtilaflarda bir payı yoktur. Çünkü, onlar Hazreti Peygamber’in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) sohbetinin bereketiyle birbirlerine kin, adâvet gibi kötü ahlaklardan uzak durmuşlardır.

Ashâb-ı Kirâm, farklı içtihatları sebebiyle birbirlerini tenkit etmiş olsalar da edep ve ahlâk düsturlarını aşarak muhaliflerini kınamamış ve engelleme yoluna gitmemişlerdir. Bu dönemde, fetihler ve çeşitli görevler sebebiyle Medine dışında bulunan sahâbenin, vahyedilen bazı âyetler hakkında bilgi sahibi olmaması gibi ihtilaf sebeplerinden bahsedilebilir. Meselâ İbn Mes‘ûd (Radıyallâhu Anh) bir soru üzerine mehir tâyin etmeden kocası ölen kadın hakkında Rasulüllah’tan (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) bir hüküm bilmiyorum diyerek, buna içtihadı ile cevap vermiştir. İçtihadının Rasulüllah’tan (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) nakledilen sahih bir hadise uyduğunu öğrenince de sevinmiştir.