İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
TASAVVUF MİSKİNLİK MİDİR? FARUK-KEMALOGLU Full view

TASAVVUF MİSKİNLİK MİDİR?

Soru: Bugün bazı çevrelerin tasavvuf ehliyle ilgili herhangi bir mesleklerinin olmadığı, maişetlerini başkalarına yük olarak temin ettikleri şeklinde iddialar var. Bunu da miskinlik diye tabir ediyorlar. Sizler bu konuda ne söylersiniz?

Cevap: Tasavvufun miskinlik olup olmadığı sorusuna iki yönlü cevap vermemiz mümkündür. Bu durum miskinlik kavramına yüklediğimiz mana ile taalluk eden bir çeşitliliktir. Buna göre, şayet miskinlikten zâhid olmayı; dünyaya meyletmemeyi anlarsak tasavvufun miskinlik olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Nitekim, bu manadaki miskinlik de zemmedilmiş bir şey olmayıp aksine methedilmiştir. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Allah’ım, beni miskin olarak dirilt, miskin olarak öldür ve miskinler zümresinde haşreyle” buyurmuştur.  Bu hadisten de anladığımız üzere hakiki anlamı açısından miskinlik Allah Resulü’nün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rabbinden talep ettiği güzel bir şeydir.

Eğer miskinlikten murat daha çok örfte yaygın olan tembellik, kendi işlerini başkalarına gördürme gibi manalar ise tasavvufun böyle bir şeyle asla bağdaşmayacağını belirtmemiz gerekir. Zira dünden bugüne tasavvuf tarihindeki meşayıhın “kimseye yük olmama” düsturunu temel ilke edindikleri bu alana yabancı olmayanların malumudur. Tarihte yaşamış kimi şeyhlerin dünyevî imkânlar içerisinde yaşamaları da kınanacak bir durum addedilemez. Zira Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Azîmu’ş-şân’da helal dairesinde kalabildikten sonra verdiği nimetlerden istifade edilmesinin önünde hiçbir engelin bulunmadığına vurgu yapmaktadır.

Tasavvuf tarihini okuyanlar insanlara yük olmama düsturunu yaşadıkları dönemlerde en çok da sûfilerin benimsediklerini göreceklerdir. Nitekim Mevlânâ Hâlid (Kuddise Sirruhu) Bağdat’ta bulunan halifelerine yazdığı mektupta tarikata alınmaması gereken kişileri sayarken bu yola girip de şahsi meşgalelerini başkalarının omuzlarına yükleyenleri de zikretmektedir.  Kaynaklara müracaat ettiğimizde gerek yaşantı prensibi olarak gerekse de öğütleme manasında bu gibi onlarca misal bulabilmemiz mümkündür.

Soruda değinilen diğer hususun cevabını da şöyle özetleyelim: Bugün cemaatler bünyesinde hizmet eden, medreselerde dersler veren yahut ümmetin imanını, istikametini dert edinerek emr-i bi’l-maruf vazifesini icra eden hocaların günlük tüm mesailerini bu işlere sarf etmelerinden dolayı kendilerine vakıf ya da dernekler bünyesinde tahsis edilen maaşı almaları miskinlik midir? Bu hocalarımız bu gibi vazifeleri icra etmeseler bunun uhrevî vebalini kim üstelenecektir? Bu gibi hocalarımızın da ticari hayata atılarak maişet temini ile uğraşmaları durumunda, Cenab-ı Hakk’ın cihada gidilirken bile istisna ettiği “İslâmî ilimleri öğrenme” farzını kim yerine getirecek? Böylesine önemli bir farzı yerine getirerek tüm mesailerini bu işe tahsis eden Hoca efendiler, yerine getirdikleri kifâî farz ile bütün bir ümmeti bu büyük vebalden kurtarmaktadırlar. İcra ettikleri vazife açısından Müslümanların ahiretlerini kurtararak ümmete “rahmet” olan insanlara, “zahmet” oluyorlar gözüyle bakmak seküler bir zihniyetin ürünü olabilir. Ahirete inanmış, farzları yerine getirme mesuliyeti karşısında titreyen bir Müslümanın böyle düşünebilmesi asla mümkün değildir. Vesselâm…